05 11 2010

ŞÜKÜRLER OLSUN SANA ALLAHIM........

Bu günlerde hiç yazasım yok.. Daha doğrusu güzel şeyler yazasım yok.. Çünkü hayatımda, öyle gözle görülebilecek kadar güzel giden birşeyler yok.. Gerçi ben bu durumdan yılmıyorum, polyanna oyununu hiç bir zaman elden bırakmıyorum.. Evet, doğrudur, güzel şeyler olmuyor hayatımda ama daha kötüsü de gelip beni bulmuyor en azından, diye kendime teselli veriyorum.. Kendime verdiğim teselliye, kendim inanmıyorum.. Üstelik kendime teselli veren yanıma hakaretler savuruyor öte yanım.. Ama yine de kendime teselli vermekten geri durmuyor beri yanım..

 

     Bilmem ki, herkes mi benim gibi.. Çevremde, konuşabileceğim fazla insan yok.. Eskiden var olan insanları da yaptıklarımla yokluğa karıştırdım.. Çevremde olan üç-beş kişiye -ki onlar da yüzeysel sohbet ettiğim kişiler- nasıl olduklarını soruyorum.. Verdikleri cevap, benim verdiğim cevap ile aynı.. Çevremdeki bu üç-beş insana bakıp da genelleme yapmam pek doğru değil belki ama zannedersem hemen herkes hayatından pek memnun değil şu sıralar..

 

     Diyorum ya, şükürler olsun hayatımızda kötü birşeyler yok.. Yalnız iyi şeyler de yok.. İyi şeyler varsa da biz farkında değiliz.. Belki şuan büyük bir iyiliği yaşıyoruzdur.. Belki kimsenin yaşamadığı kadar büyük bir güzelliğin içindeyizdir.. Ancak zamanla bu güzelliğe ve iyiliğe alıştığımız ve onları kanıksadığımız için, belki iyinin ve güzelin içinde olduğumuzu bilmiyor, bu büyük nimeti farkedemiyoruzdur.. Ki muhtemelen öyledir ve biz insanoğlu yaratılmışların en nankörü olduğumuz için asil görevimizi ifa ediyor ve nankörlük yapıyoruzdur..

 

 

     Malum, pazartesiden itibaren yaklaşık bir aylık süre zarfında, Haydarpaşa'da görevliyim.. Bu süre zarfında emr-i hak vaki olmazsa veya büyük bir engelle karşılaşmazsam, Kadıköy'e hergün geçeceğim.. Hâlâ Moda'ya gidebilmiş değilim gerçi ama Kadıköy'ün cıvıl cıvıllığını özlemişim doğrusu.. Farklı bir tat var Kadıköy'de.. Beni kendine çeken farklı bir kokusu var.. Kim bilir belki de sadece Moda'nın varlığıdır beni Kadıköy'e bu denli bağlayan şey.. Sebep neyse ne; Kadıköy, uzun zamandır görmediğim sevdiğim gibi.. Hergün biraz daha sarılıyor, her gün biraz daha hasretimi gideriyorum.. Ah bir de alnımda ter damlalarının birikmesine ve hatta contası bozuk musluk gibi damlaların yere akmasına sebep olan sıcak hava ve nem olmasa idi.. ! 

     Dedim ya, belki de biz iyiliğin ve güzelliğin içinde olduğumuz için onları farkedemiyoruzdur.. Bugün, Kadıköy'de, Bahariye Caddesi'nin alt tarafında demiryolcu bir ağabeyle rastlaştık.. Kendisinin iki ay önce bir iş kazası geçirdiğini duymuştum ama görme şansım olmamıştı.. Bir anlık bir dikkatsizlik sonucu, sağ elinin üç parmağı feci bir şekilde makineye takılı kalıyor ve önce eziliyor, sonra kopuyor.. Biraz sohbet ettikten sonra "Beş parmağımla yapamamıştım, şimdi iki parmağımla yaşama tutunmaya başladım" dedi.. Eskisi kadar sık gülmüyordu belki ama eskiden olduğundan daha fazla inançlı idi.. Daha azimli gördüm onu.. "İnsanın hayatı birkaç saniye içinde değişebiliyor <Çocuk> Bey" dedi.. "Çalışıyorduk.. Hava sıcaktı.. Terlemiştim.. Şapkamı çıkardım.. Terimi, iş önlüğünün koluna silmek istedim.. Bir elimi makineye dayadım.. Elimi makineye dayar dayamaz sıkıştı parmaklarım.. Öyle ezildi ki, düm düz oldu.. O can havliyle parmaklarımı kurtarayım derken, üç parmağım da koptu gitti.. Ezilmese belki dikilirdi ama ezilince dikilme şansı da ortadan kayboldu.. Tüm bunlar saniyeler içinde oldu inanabiliyor musunuz..! Birkaç saniyede tüm hayatım değişti.. Şimdi şükrediyorum ki tüm elim, kolum veya başka bir yerim kopmadı.. O zaman halim duman olurdu..

 

     Bunları, 'halinize şükredin' diye anlatmıyorum.. Ben, buna benzer ne kadar hayat hikâyesi anlatırsam anlatayım, kimsenin şuanki haline şükredeceği yok.. Şükürlerimiz bile kalben değil bizim.. Daha çok dilden çıkan öylesine bir cümle maalesef.. Sizi çok iyi biliyorum, çünkü ben de sizin gibiyim.. Hâlime, beni bulan iyiliklere, güzelliklere, hiç bir zaman kalben şükretmedim.. Bana, büyüklerim tarafından öğretilmiş bir kelime idi şükür kelimesi ve ben de büyüklerimin yaptığı gibi kalbimi işin içine katmadan sadece dilimle şükrettim.. Bu hep böyle oldu, muhtemeldir ki, hep böyle olmaya devam edecek.. Kimseyi kandırmaya gerek yok; hepimiz çok iyi biliyoruz ki, biz nankörüz.. Maalesef biz insanoğlu, nankörlüğün timsaliyiz..

 

     Demem o ki, belki biz büyük bir güzelliği yaşıyoruz ve bunun farkında değilizdir.. Belki birkaç saniyelik zaman diliminde hayatımız alt üst olacak ve ancak o zaman anlayacağız, şuanki hayatımızın aslında ne kadar güzel bir hayat olduğunu.. Bilmiyorum.. Neyin ne olacağını, neden bu denli şükürsüz ve nankör olduğumuzu, neden hayattan hiç zevk almadığımızı bilmiyorum.. Hayatımızdaki tüm fenalıkların sebebinin bizdeki manevi boşluk olduğunu söylüyorlar.. Maneviyatını tamamlamayan her insanın yarım insan olduğunu, yarım insanların da hiç bir zaman mutlu olamayacağını söylüyorlar.. Belki de kimse söylememiştir de ilk kez ben yazıyorumdur.. Bilmem.. Emin değilim.. 

 

     Tüm bunları ne kadar şükürsüz olduğumuzu vurgulamak veya sizlere yol göstermek için anlatmadım.. Anlattım çünkü anlamanızı istiyorum.. Belki harika bir hayattır yaşadığım ama şuan için farkında değilim.. Belki bunları yazarak yine nankörlük yapıyorumdur ama mutsuzum sevgili arkadaşlar.. İnanın çok mutsuzum..

 

     ...Yine de şükür elbet.. Bu hâle de şükür..

 

     (Maalesef bu şükür, yine kalben değil, kalem'en şükür.. )

31
0
0
Yorum Yaz