12 05 2008

türkiye

  Motivasyonu etkileyen faktörlerin biri de ailedir. Aile bilinçli veya bilinçsiz, gencin bu zor döneminde onu olumlu ya da olumsuz şekilde etkilemektedir.Amacımız öğrenciyi olumlu desteklemek iken yaptığımız bazı davranış ya da sözler, motivasyonu düşürüp kaygı düzeyini yükseltebilir. Olumlu motivasyonu sağlamanın en önde gelen adımı genci anlamaktır. Bu dönemin onun için zorlu olduğunun farkında olduğumuzu gence yansıtmak önemlidir. Bu yansıtma sürecinde etkili iletişimde bulunmak gerekmektedir. Birbirini tanıyan ve birbirlerini oldukları gibi kabul eden ve birbirine güvenen bir aile ortamında genç, kendisini anlaşılır ve güvende hissedecektir.Olumlu Motivasyon Sağlama Yolları    * Geçirdiği zorlu süreçte yanında olduğumuzu hissettirmek.Bu dönemin genç için hem dershane, hem de okul derslerini birlikte götürme çabasından dolayı zorlu olduğu ve her zaman yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz.    * Etkili iletişim ortamının sağlanması.Birlikte olduğunuz ortamlardaki konuşmalarınızın hep sınava yönelik olması iletişiminizin kopmasına ve gencin üniversiteye girmesinin hayatınızın tek amacı olduğu yönünde bir mesaj almasına neden olur. Zaman zaman yaptığımız hatırlatmalar dışında daha önceki dönemlerde olduğu gibi, iletişimimizi farklı alanlarda sürdürmeye devam etmeliyiz.    * Kendi beklentilerimizin farkında olmak.Kendi yapamadığımız, içimizde kalan hedeflerimizi gence empoze edip onun bu hedeflere ulaşmasını sağlamaya çalışmak yerine onun kendi hedeflerini bulmasına fırsat verecek ortamlar yaratmaya çalışmalıyız.    * Sınava hazırlanma sorumluluğunun gence ait olduğunun kabullenilmesi ve üstlenilmemesi.    * Gencin yapamadıklarının değil, yapabildiklerinin vurgulanması.    * Sınavlarda ölçülenin kişiliği olduğu mesajlarından kaçınmak. Sınavlardan elde ettiği sonucun gencin kişiliğini yansıtmadığı ve bu sınavın bilgi sınavı olması yanında aslında bir pe... Devamı

11 05 2008

hayat paşlaşmakltır

· Hayatın anahtarı kendimi keşfetmemde sanki! Kendimi keşfetmem de hayatın ta kendisi. İçimde dolaşıp duran harfler var. Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım. Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim. Olduğum bir ben var. Olmak istediğim bir ben daha var. Bir kıyı var, uzak mı yakın mı bilemediğim. Huzur ve sükuneti bulurum sandığım. Farklı pencereler, bakamadığım. Uzak ülkeler kadar uzak bir ben var. Aynadaki kadar yakın bir ben daha. Bir çocuk var yine içimde oradan oraya koşturan ve bir ihtiyar derin çizgileriyle geriye bakan. Hiçbir şey için “Benimdir,” deme Sadece de ki; “Yanımdadır.” Çünkü ne altın, ne toprak, Ne sevgili, ne hayat, Ne ölüm, ne huzur, ne de keder, Daima seninle kalmaz. D.H. Lawrance Saklambaç oynayan dünyalar içimde, sobeleyemediğim. Aralayamadığım kapılar, bulamadığım anahtarlar, açamadığım kilitler var yine. Mavi ve beyaz çoğu zaman. Özgür ve temiz. Biri deniz, bir beyaz bir martı. Yağmurun ardından nefis bir toprak kokusu içime çektiğim. Hayatla ölüm arasında kısacık, incecik bir çizgi var çözemediğim. İçimde, içimi anlatan bir kilim var dilini sökemediğim. Balonlar var rengarenk, bilerek ipini bıraktığım. Uçurtmalar var kocaman enginlere saldığım. Oyuncaklar sonradan bulduğum. Ve kuşlar salıverdiğim. Aydede var ucunda sallandığım. Papatya tarlaları, içinde kaybolduğum. Bir gül bahçesi var içinden geçtiğim. İçimde dolaşıp duran harfler var. Kelimeler ve cümleler de. Doğru yerde bir virgül, yanlış yerde bir nokta var. Soru işaretlerinin yağmuru, ünlemlerin şaşkınlığı var. Satır başları ve araları. Yapısına uymayan, yarım kalmış cümlelerim var bir yerlerde, var olduğunu hep bildiğim. Mektuplar var henüz yazılmamış. Korkular var yine içimde yapışkan ve soğuk. Olduğum bir ben var. Olmak istediğim bir ben daha var. Ümitlerim var gökkuşağının arkasında. Filize dönmüş tohumlar. Günü karşılayan, geceye karışan. Yıldızlar kadar uzak, rüzgarlar kadar özgür ve dün kadar yorgun. Manzaralar var, seyret... Devamı

11 05 2008

suyun faydaları

pagerank 1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.3- Su temel enerji kaynağıdır.4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.8- Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür.17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.23- Melatonin de dahil olmak üzer... Devamı

10 05 2008

mükemmel olmak ve anne

* Süreç yerine sonuca endekslenen anne-babalar da yine çocukların sabırlı olmalarına engel olmaktadır. Mutlak başarı bekleyen mükemmeliyetçi ebeveynlerin sabırsız olduklarını görürüz. Çocuğun ders çalışma sürecine ve gayretine çok önem vermezler; çünkü ortaya çıkacak sonuç, onların tatmin olma ya da olmama durumlarını belirler. Oysa asıl olması gereken amaç için ortaya konulmuş sabırlı gayrettir. Maalesef toplum olarak çocuk yetiştirmeyi, çocukların karnını doyurmak, kıyafetlerini almak, okul ihtiyaçlarını karşılamak, dershane taksitlerini ödemek zannediyoruz.  Maalesef anne babalar çocuklarının hangi yemeği yiyip yemeyeceği ile ilgilendikleri kadar hangi filmi izleyip izlemeyecekleriyle ilgilenmez oldular. Yemek çocuğunuzun sadece midesini kirletir. Çok ağır değilse yedikleri, ya birkaç gün hasta yatar, ya da midesi yıkanır. Her gün zehirli filmlerle ruhu kirlenen çocukların ne hale geldiğini görmek zorundayız. “Zehirsiz film var mı ki?” diye düşünmeyin! Evet, maalesef zehirsiz film sayısı çok az.  Bence asıl sorunumuz, çocukları zehirlerden korumayı başaramamış olmak değil. Kendimizi bu zehirlerden koruyamıyoruz ki, çocukları nasıl koruyalım? Kendini kurtaramayan başkasını kurtaramaz. Kendini koruyamayan başkasını koruyamaz.   Söylesem “söz” olur, söylemesem içimde “köz” olur… Takip ettiği dizinin bir sonraki bölümünü kaçırmamak için aceleyle sofrayı toplayıp, kumanda elinde televizyonun başına geçen annelerin çocuklarından şikâyetçi olmaya hakkı var mı? Tuttuğu futbol takımın tüm futbolcularını, yedekleriyle birlikte ezbere bildiği halde, oğlunun bir tane arkadaşını tanımayan babanın, oğlundan sürekli şikâyetçi olmaya hakkı var mı? Vücudum bozulmasın diye çocuğunu emzirmeyen annelere (!) söyleyecek fazla bir şey bulamıyorum! Bedeninden bir parça olan, ciğerparem diye tanımladığımız öz evladını bile doyasıya bağrına basma duygusunu kaybetmiş birisine ne diyebilirsiniz ki? Bana bir tan... Devamı

10 05 2008

anne sevgisinin önemi

    ANNE-BABA SEVGİSİNİN ÇOCUĞUN ÖZGÜVENİNDEKİ ÖNEMİ           Hiç düşündünüz mü çocuklar neden bali çeker yada eroyin vb. şeyler? Dilerseniz görünce korkarak kaçtığımız o çocukların o gençlerin yanına gidince bir kaç dakika sohbet edin. O zaman şu anlaşılıyorki anne-babasına sımsıkı sarılıp da onları koklayamayan çocuklar çareyi bu tür şeylerde arıyor. akşamları köprü altında okadar derinden çekiyorlarki baliyi, keşke diyorler belki keşke annem babam olsada onlara sarılsam onları koklasam.          Evet bazen çocuklarımızın bizden çok şeyler istediğini düşünürüz belki ama onlar sadece sıcacık bir kucak bir nefes yürekten gelen bir "seni çok seviyorum yavrum" sözüdür.          Çocuklarımızın maddi ihtiyaçlarını karşılarken bunların yanında manevi ihtiyaçlarınıda göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyorum. Babasının işinden dolayı onu pek fazla göremeyen çocuğu bir gün babasına sorar: baba aylık kaç para alıyorsun? x lira. Peki günlük ne kadara denk geliyor? y lira. Peki saati kaç paraya denk geliyor? z lira. Ne oldu oğlum söylesene neden bunları soruyorsun?  Çocuk harşlıklarından biriktirdiği bir miktar parayı cebinden çıkarıp şunu alıp sadece benim için beş dakikanı ayırırmısın, der.         Bazen bunu farketmeden çoğumuz yapıyoruz, ailemiz için gereken vakti onlara ayırmıyoruz. Sonra da diyoruz ki benim çocuğumun neden kendine güveni az. işte bunun esas sorumlusu biziz.         Bir anne-babanın çocuğuna verebileceği öz güveni ve sevgiyi kimse onlar kadar veremez. Bir insanın üç öğün yemek yemeye ihtiyacı olduğu gibi  beş defada kucaklanmaya sevildiğini söylenmeye ihtiyacı vardır.        Onlara bu fadakarlıkları yapmakda oldulça bonker olmamız gerektiğini düşünüyorum... Devamı

08 05 2008

hayat ve zorluklar

Son Sayfa :: Sonraki Sayfa -> <- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa -> Hakkımda içimdeki alev, gözlerimdeki bakış dinmeyen susuştu sevmek istedim seni, sevdim bitmedi, bitmeyecek, bitmemeli... Son YazılarımSimit paraları ile cennet…Anlamak Zor değil aslında..Yaşgünü HediyesiBir Şehit Kızına...Çocuk ve AğaçEğer Seni Sevmeseydim...Kızım Diyor.... İç Yanım...Bir tek sen sevdin beni bir tek senin gidişim yaktı içimi... BağlantılarAna SayfaProfilimArşivİHH VAKFIYEKDERENSEVGİLİYEÖZEL FM Kategoriler Dua edebiyat eflah Haya siir Arkadaşlarım Hakkımda içimdeki alev, gözlerimdeki bakış dinmeyen susuştu sevmek istedim seni, sevdim bitmedi, bitmeyecek, bitmemeli... Son YazılarımSimit paraları ile cennet…Anlamak Zor değil aslında..Yaşgünü HediyesiBir Şehit Kızına...Çocuk ve AğaçEğer Seni Sevmeseydim...Kızım Diyor.... İç Yanım...Bir tek sen sevdin beni bir tek senin gidişim yaktı içimi... BağlantılarAna SayfaProfilimArşivİHH VAKFIYEKDERENSEVGİLİYEÖZEL FM Kategoriler Dua edebiyat eflah Haya siir Arkadaşlarım ... Devamı

07 05 2008

insana deger vermek

   Sevginin Yeri ve Önemi                (Bildiğiniz gibi insan, toplum içinde yaşamaya mecburdur. Bu mecburiyet insanların birbirleriyle ilişki halinde olmasını gerektirir. Bu ilişkiler de bazen sevinç bazen hüzün olarak geri döner. Bazen kendimizde dikkat etmeden ilişki kurduğumuz insanları kırar onları incitiriz. İşte bu konuda daha dikkatli olmak insanlara sevgi ve hoşgörü ile yaklaşabilmek ve kendimizi onların yerine koyarak onları anlamaya çalışmak için sizlere seslenmeyi düşündük. İlk seslenişimiz için de sevgiyi seçtik. )   İnsan ilişkilerinin en önemli ve en temel kaynağı sevgidir. En sağlam ilişkiler sevgi üzerine yaşanır. En samimi diyaloglar, en teklifsiz arkadaşlıklar sevgi temeline dayanır. İnsanları kırmayan kişi sevgiyi esas almıştır. Herkese hoşgörülü davranan insan, işletiyordur. Hatalar yerine güzellikleri gören insan sevgiden ders almıştır. İnsanları seven insan, sevmeyi öğrenmiştir.   Evet insan ilişkilerini etkileyen en önemli faktör sevgidir. Peki sevgi bir ihtiyaç mıdır yoksa bir lütuf mu?   İnsan doğar doğmaz çok farklı, yepyeni bir aleme gözlerini açar. Ve o andan itibaren hayatına dair tek kesin şey bir gün öleceğidir. Kişi yaşamı sürecinde sağlıklı olup olamayacağını, evlenip evlenemeyeceğini, okuyup okuyamayacağını, zengin olup olamayacağını bilemez. Ama öleceğini bilir. İşte bu kesin bilgi ile doğan insan ilk adımını yalnızlığa atmıştır. Yaşam süresinin sürekli kısalışı, doğal güçler karşısında çaresiz kalışı toplum içinde de olsa aslında yalnız oluşu insan yaşamını çekilmez hale getirir. Bu çekilmezliğe bir son verip kendisini dış dünyayla, bir başka insanla ya da düşünceyle bütünleştirmezse yaşamın anlamını yitirir. Yalnızlığı içinde kaybolur.   Yalnızlığın aşılması ise ancak sevgiyle olur. Sevmeği bilen insan yaşamdan zevk alır, hayatın anlamını kavrar, insanlarla olmaktan hoşlanır ve yalnızlık korkusunu yener.   &nbs... Devamı

05 05 2008

özgüven

  Özgüven; temel olarak 0 - 6 yaşlarında, ailedeki yaşantılardan kazanılır. Özgüven;yani kendine güven kavramı, bir şeyi yaparken bireyin kendine inanması, bu işi yapabilirim, diyebilmesidir. Özgüven denilen kavram çocuklukta nasıl sağlam temellenir?Herkesin yapabileceği ve yapamayacağı şeyler vardır. Örneğin ben, Naim Süleymanoğlu gibi halterde dünya rekortmeni olabilirdim. Küçük yaştan beri düzenli antrenman ve gerekli gıdaları alsaydım, ben de rekortmen bir sporcu olarak karşınıza çıkabilirdim. Şunu sorabilirdiniz; hocam sen nerede, Naim Süleymanoğlu gibi olmak nerede, diyebilirsiniz. Genetik özellikleri bir kenara bırakırsak onun gibi olabilirdim. Dünya şampiyonluğu bir tarafa, insanın kendine güveni; yani özgüveni tam olabilmesi için ailesinden destek alması lazım.Doğan Cüceloğlu'nun bir televizyon programında vermiş olduğu şu örnek, çok basit bir örnek gibi görünüyor ama çok önemli ve dikkat edilmesi gerekir. Doğan Cüceloğlu, Amerika'daki eğitimi sırasında Amerikalı bir asistan ile aynı odayı paylaşmak zorunda kalmış. Bir gün Amerikalı asistan, çocuğunu getirmiş. Çocuk 1,5 ' 2 yaşlarındaymış. Çocuk,koltuğa çıkmaya çalışıyormuş, hocamız da iyilik olsun diye çocuğa yardımcı olup onun koltukta rahat oturmasını sağlamak istemiş. Birden neye uğradığını şaşırmış. Amerikalı asistan arkadaşı:' Sen ne yapıyorsun? O, koltuğa çıkabilir! Böyle yaparak ona iyilik yaptığını mı sanıyorsun? Onun yapacağı işleri yaparak onun kendine güvenini zedeliyorsun.' demiş.Biz de öyle yapmıyor muyuz? 'Aman o bilmez, o yapamaz.' demiyor muyuz? Acaba kaçımız küçük çocukların kendi kendilerine yemek yemeleri için fırsat vermişizdir?' Aman çevreyi kirletir, üstüne döker, karnını tam doyuramaz' vb. Bunun gibi yüzlerce mazeret içeren cümle söyleyip dururuz. Bazen bir su getirmesini isteriz ,getirmeyince: 'Artık büyüdün ,bir su bile getiremiyorsun'. Başka bir şey olunca:'Sen küçüksün, sen bunu yapamazsın'. Çocukla... Devamı

05 05 2008

samimiyet

        SAMİMİYET ZOR İŞTİR Yaratan, yaşatan, yöneten, (zamanı gelince) öldüren, diriltip hesaba çeken, kimlerin Cennet’e, kimlerin Cehennem’e gideceğini belirleyecek olan Allah’tır (c.c.). Bu sebeple Allah’ın (c.c.) unutulmaması, rızasına uygun bir hayat yaşanması, insanların ne diyeceğinden çok, Allah’ın (c.c.) ne diyeceğinin önemsenmesi esastır. Bu tutum, kul oluşumuzun ciddiye alınmasıdır. Dünya ve ahiretimizin cennet olmasıdır. Bütün müsbet davranışlarımızın temelinde bir anlayış vardır. Ruhsal sükûnet bu anlayıştan doğar. Çünkü kalpler zikrullah ile mutmain olur. (Rad, 28)  Şahsiyet bu anlayışa istinat eder. Zira; sadece Allah’ın (c.c.) ne diyeceği önemlidir. Gelimli gidimli dünyada, muhtaç olduğumuz güven duygusu ve denge yine bu anlayışa bağlıdır. Bu anlayışa göre huzur-u ilahide “ihsan şuuru”yla yaşanan hayat, “büyük makama” sunulacağından olabildiğince kusursuz olmalıdır. Her hayırlı işin değeri bilinmeli, hakkı verilmelidir. Allah (c.c.) eksenli bir hayat elbette mükemmel bir hayat olacaktır. Mükemmel dinin mükemmel mensupları olur. Kur’an zirvede bir kitapsa, onun mü’minleri de zirvede olacaktır. Peygamber alemlere rahmetse ümmeti de rahmet olacaktır. Peygamberi (s.a.v.) misal edinme bunu gerektirir. Bundan hem maddî, hem manevî zenginlik doğar, nizam-ı âlem adaletle kaim olur, ayakta durur. Olması gereken budur da, olan nedir? İlkelerdeki mükemmellik hayata yansımış, idealler gerçeğe dönüşmüş müdür? Nerede hata yapılmıştır? Hangi temel sapma, başka sapma ve hataları peşinden getirmiş durmuştur? Müslümanların kültürü bu noktalarda net değildir. Va’z uslubu, teşhis için kafî gelmiyor her zaman, her derde derman olmuyor. Bırakın alemlere rahmet olmayı, ümmet-i Muhammed bugün, kendi hukukunu bile koruyamaz durumdaysa, mükemmel ilkelerden kalkış yaparak, nasıl oldu da dik sürüngen bir hale geldi. Bu soru son derece mühimdir. Neden düştüğünü... Devamı

04 05 2008

bilgelik

    Coelho'dan... ALLAH, güneşi her gün yeniden doğurarak, bizi mutsuz kılan her şeyi değiştirmemiz için zaman tanıyor bize. Oysa biz her gün, böyle bir zamanın bize bağışlandığını görmezden geliyoruz, bugünün düne benzediği gibi, yarına da benzeyeceğini düşünüyormuş gibi davranıyoruz. Ama dikkatini yaşamakta olduğu güne veren kişi, o büyülü anın varlığını keşfediyor. O büyülü an belki de sabah anahtarı kilide soktuğumuz dakikada, akşam yemeğini izleyen suskunluk sırasında, bize birbirinin benzeri gibi gelen bin bir şeyde gizli. Ama öyle bir an var ve işte o anda yıldızlar tüm güçleriyle içimize doluyor ve bizi mucizeler gerçekleştirmeye hazır hale getiriyor. Kimi zaman, üstesinden gelemediğimiz bir hüzne gömüldüğümüz izlenimine kaptırırız kendimizi. Yaşadığımız günün büyülü anının geçip gittiğinin, buna karşın hiçbir şey yaşamadığımızın farkına varırız. Oysa yaşam, büyüsünü ve güzelliğini kendi içinde gizlemektedir. İçimizde yaşamayı sürdüren çocuğa kulak vermeliyiz. O çocuk, büyülü anın hangi an olduğunu bilir. Onun gözyaşlarını kolayca bastırabiliriz, ama sesini boğamayız. O çocuk, varlığını hep sürdürür. O küçücük çocuklara ne mutlu ki gökyüzü krallığı onlarındır. Yeniden doğmayı bilmezsek, yaşama, çocuk gözlerimizin saflığıyla ve heyecanıyla yeniden bakmayı başaramazsak, yaşamımızın bir anlamı kalmaz. Canımıza türlü biçimlerde kıyabiliriz. Bedenlerini öldürmek isteyenler, ALLAHIN yasasını çiğnerler. Ruhlarını öldürmek isteyenler de aynı şeyi yaparlar, onların işledikleri günahı, insanlar açık seçik görmese de. Yüreğimizde hala yaşayan çocuğun söylediklerine kulak verelim. Onun varlığından utanç duymayalım. Yapayalnız bıraktığımız ve onu neredeyse hiç dinlemediğimiz için korkuya kapılmasına izin vermeyelim.Varlığımızın dizginlerini biraz olsun onun eline verelim. O çocuk, her günün bir sonraki günden farklı olduğunu bilir. Yeniden sevildiğini hissettirecek biçimde davranalım ona. Onu hoşnut edelim - bu, alışık olmadığımız biçimde davranma... Devamı

30 04 2008

hayatımızın amacı dogum tarihimizde gizli dk.develi

Hayatınızın Amacı Doğum Tarihinizde Gizli! "Hayat -Amacı Sistemi bir insanın doğum tarihini kullanarak, üç ya da dört sayıdan (sıfırdan dokuz kadar tam sayıların üç ya da dört tanesinden) oluşan doğum sayısını belirler; sonra bu doğum sayısını, o kişinin hayat amacı hakkında anlamlı bilgiye dönüştürür.(Dan Millman'ın "Hayatınızın Amacı" adlı kitabından derleyen: Asuman Tümer) "Eğer hangi limana doğru seyrettiğimizi bilmiyorsak, hiçbir rüzgar bizim için uygun değildir." SENECABU DÜNYA YA GELİŞ AMACINIZIN NE OLDUĞUNU HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ? NEDEN BURADASINIZ? HAYAT AMACINIZIN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN EVRENİN HANGİ YASALARINA UYMAK ZORUNDASINIZ? AMACINIZI GERÇEKLEŞTİREMEDEN GEÇİP GİTMEK İSTER MİSİNİZ VE DOĞDUĞUZUNDA AİLENİZİN BİR İSİM, EVRENİN İSE SİZE BİR SAYI VERDİĞİNİ BİLİYOR MUYDUNUZ?"Eğer doğum tarihinizi tam ve kesin olarak biliyorsanız, sayının her şeyin özü, aslı olduğunu söyleyen Pitagor'un mirası üzerine inşa edilen bu araştırmanın sonucunda, hayatınızın büyük tablosunu görmenizi sağlayacak kesin bir merceğe sahip olabilirsiniz.--------------Hayat -Amacı Sistemi bir insanın doğum tarihini kullanarak, üç ya da dört sayıdan ( sıfırdan dokuz kadar tam sayıların üç ya da dört tanesinden) oluşan doğum sayısını belirler.; sonra bu doğum sayısını, o kişinin hayat amacı hakkında anlamlı bilgiye dönüştürür. Doğum sayısının açığa çıkarttığı o bilgiyle o sayı ile ilişkili sipritüel yasaların uygulanışı hayatları değiştirebilir.1- Doğum tarihinizi mutlaka tam ve doğru olarak bilmelisiniz.Örneğin: 22 şubat 1946.2-Doğum tarihinizi sayı ile yazın. Önce günü, sonra ayı, sonra da yılı yazın: 22.2.1946sayıları toplayın.2+2+ 2+1+9+4+6=26   3- çıkan sayıyı tekrar toplayın: 2+6=8 (evrenin size verdiği sayı 8 olarak belirlenmiştir.)   4- eğer ilk toplamınız 20,30,40 gibi sıfırla bitiyorsa o iki sayıyı da toplayarak son sayıyı bulun.4+0=4 gibi. doğum tarihine bağlı olarak tek sayıya düşüreceğiniz bir doğum sayısı elde edeceksiniz.Öreğin:21/3, 27/9, 3... Devamı

29 04 2008

sorumluluk

Sorumluluk Genellikle belirli bir yola girmiş olan ve “bilgilenmenin getirdiği idrak ve farkındalıkla, insanın vicdanında oluşan bir duygudur” sorumluluk. Öğrenilen her yeni bilgi insana sorumluluk getirir. Elde edilen bu sorumluluk duygusu, daha sonra insanı kendine ve bütüne hizmet etmeye yöneltir. Sorumluluk duygusuna bu açıdan baktığımızda çok önemlidir. Şimdi konuyu biraz daha açalım.   Bilgilenme (Ruhun ihtiyacı olan herşey)Sorumluluk (Vicdan)Bilinçli veya bilinçsiz, ruhunun ihtiyacı doğrultusunda çeşitli deneyimler geçirerek bilgilenmeye çalışan insanın karşısına, bir müddet sonra onu geliştirecek ve yükseltecek olan bilgiler çıkartılır. (Hepimizin karşısına çıkartıldığı gibi.) Bu ilahi yasanın bir gereğidir. “Her insana, hayatında birkaç defa kendini onarma ve yükseltme hakkı tanınır”. Bu ilahi yasayı iyi değerlendirerek, bilgilenerek yükselmeye başlayan varlıklar, bir zaman sonra belirli bir idrak ve farkındalığa ulaşırlar. Bu bir uyanıştır. İşte bu uyanış döneminin en önemli bilgisi ise, SORUMLULUK’tur. İnsan ilk önce, kendini geliştirme sorumluluğunun farkındalığını yaşar. Daha sonra da çevresinden ve bütünden. Hiçbir insan ömrü boyunca sorumluluk almadan yaşayamaz. Eğer böyle davranırsa gelişmesi durur ve olgunlaşamaz.Yazının başında sorumluluğu, “bilgilenmenin getirdiği idrak ve farkındalıkla, insanın vicdanında oluşan bir duygudur” diye tarif etmiştik. Evet, her insanın kendi ruhsal tekamül seviyesine uygun olarak, bir idraki (anlayışı), hissedişi ve düşünüşü vardır. Bu, o insanın gerçeğini ifade eder. Evrende her ne kadar ruh varlığı varsa, o kadar tekamül farkı ve vicdan derecesi vardır. Dolayısıyla herkes kendi vicdan hükümlerine göre sorumludur. Yani insanı yaptıklarından dolayı sorumlu tutan vicdanıdır. Peki “vicdan” nedir?Ruhsal bilgiye göre vicdan;“ruhun öz malı olan bir yetenektir, kudrettir. Ve tekamül oranında gelişir. Denetleyici, hesap sorucu ve ayırt etme... Devamı

29 04 2008

küçük ruh un hikayesi

      Küçük Bir Ruhun Hikayesi "Günün birinde küçük ruh heyecan içinde Tanrıya gider ve ona "Ben kim olduğumu biliyorum" der. Tanrı, peki sen kimsin? der. Küçük ruh "Ben ışığım" der. Ve Tanrı, "Doğru, sen ışıksın!" der. Ruh bir an düşünür ve sonra "ama ben ışık OLMAK istiyorum."der. Tanrı, "Ama sen IŞIKSIN."der. Ruh," Işık olduğumu biliyorum, ama ışık OLMAK istiyorum. Işık olmayı kendim deneyimlemek istiyorum. Kendi deneyimlerimle bilmek istiyorum." Der. Tanrı, "Oh anladım, sen halihazırda olduğun şeyi deneyimlemek istiyorsun." der. Küçük Ruh, "evet, istediğim budur. Kendimi ışık olarak deneyimlemek istiyorum - sadece bilmek yetmiyor. Işık olmayı yaşamak istiyorum." der. Tanrı der ki, " bunu anlayabiliyorum, ancak bu çok zor bir iş. Çünkü yarattığım ışıktan başka bir şey yok ortada. Ve senin ışığın güneşin içindeki bir mum gibi. Sen orda milyarlarca ve milyarlarca başka mumların arasındasın ve hepiniz birlikte güneşi oluşturuyorsunuz. Bu mumlardan bir tanesi dahi olmasa güneş de olmaz. Işıkların arasında ışığını farketmek istiyorsun ki bu oldukça karışık bir bilmece." "İyi ama sen Tanrısın, bir çözüm bulursun." Der küçük Ruh. "Düşündüm ve buldum." Der Tanrı. Kendini ışıkların içinde bir ışık olarak farketmen imkansız olduğuna göre seni, senin olmadığın bir şeyle kuşatacağız. Birlikte senin olmadığın bir şeyi hayal edip seni onunla saracağız ve bunun adını karanlık koyacağız. Seni bu karanlıkla saracağız. Seni senin tam zıddın olan bir şeyle sararak senin ne kadar parlak bir ışık olduğunu deneyimlemeni sağlayacağız." Küçük Ruh, "Tamam, ben karanlığı getirmeye razıyım, böylece ışık olabileceğim." dedi. Tanrı, "Bunu senin için istedim. Seni karanlıkla kuşatacağım ama kendini karanlıkla kuşatılmış bulduğun an yumruğunu kaldırıp, göklere küfretme, sadece karanlığı aydınlatan bir ışık ol ki gerçekten ışık olduğunu bilebilesin. Ve dokunduğun yaşamların hepsi de senin ne olduğunu bilebilsinler. İnsanların önünde parlamalısın ki onlar... Devamı

29 04 2008

büyüklük taslamaaaaa..

Alçak Gönüllülük / Tevâzu    Alçak Gönüllülük /Tevâzu Tevâzu; yüzü yerde olma ve alçakgönüllülük manâlarına gelir ki, tekebbürün zıddıdır. Onu, insanın Hakk karşısında gerçek yerinin şuurunda olup, ona göre davranması ve halk arasındaki durumunu da bu anlayış zâviyesinden değerlendirip, kendini insanlardan bir insan veya varlığın herhangi bir parçası kabul etmesi şeklinde de yorumlayabiliriz. Kibir ise kişinin kendini başkalarından büyük sanmasıdır, bunun açığa vurulmasına da tekebbür denmiştir. Yani kibir bir büyüklük zannıdır; insanın kendisini, olmak isteyip de olamadığı şey sanmasıdır. Bazıları tevâzuu, kendinde zâtî hiçbir kıymet görmeme; bazıları, insanları, insana yakışır saygıyla karşılayıp onlarla muamelesinde mahviyet içinde bulunma; bazıları İlâhî inayetle fevkalâde bir muameleye tâbi tutulmazsa, kendini halkın en hakiri görme; bazıları da benlik hesabına içinde beliren büyük-küçük her çeşit dahilî kıpırdanışa karşı hemen harekete geçip onu olduğu yerde boğma cehdi ve gayreti şeklinde tarif etmişlerdir ki, her birinin kendine göre hem bir mahmili, hem de tarzı telâkkisi vardır. Hz. Ömer'i (r.a.) omzunda kırba, su taşırken gören bir sahabe sorar: "Bu ne hal ey Allah Rasulü'nün halifesi!"O: "Dış ülkelerden bir kısım elçiler gelmişti, içimde şöyle böyle bir şeyler hissettim, o hissi kırmak istedim." der. Onun sırtında un taşıması, minberde kendini levmetmesi, levmedenlere ses çıkarmaması hep bu kabil hazm-ı nefisle alâkalı hususlardan olduğu gibi; valiliği döneminde Ebû Hureyre'nin, şuna-buna sırtında odun taşıması; Zeyd b. Sâbit'in, kadı olduğu bir dönemde İbn Abbas'ın elini öpmesi; buna mukâbil Tercümânü'l-Kurân'ın da onun atının üzengisini tutması; Hz. Hasan'ın, ekmek kırıklarıyla oynayan çocuklarla oturup, onların yediğinden yemesi hep birer mahviyet ve tevâzu örneğidir. Allah, Kur'ân-ı Kerim'de, Resûlullah da sünnetinde tevâzu etrafında o kadar tahşidat yaparlar ki... Devamı

26 04 2008

fedakar olmak

ERGENLE YAŞAMAK Pazartesi, 09 Nisan 2007 Ergenlik dönemi, fiziksel, hormonsal değişimin yanında ikili duyguların yaşandığı kendine özgü özellikleri ve sorunları olan bir geçiş dönemidir. Bu dönemde bulunan çocuklar kendilerini tanıma yolunda büyük bir çaba harcayarak bir takım sorulara cevap bulmaya çalışırlar. ""Ben kimim?"", ""Nelerden hoşlanırım?"", ""Gücüm ve yeteneklerim nedir?"", ""Neleri yapamam, neleri yapabilirim?"", ""Gelecekte ne olacağım?"" gibi sorular onların kafasını sürekli meşgul etmektedir.   Ergenler bir yandan bu sorulara cevap bulmaya çalışırken, diğer yandan birtakım çelişkiler de yaşayabilmektedirler.Anne-babaların ergene zaman zaman çocuk, zaman zaman yetişkin gibi davranması, ergenlerin rolleri ve bunlara ilişkin beklentilerdeki belirsizliği arttırır ve çocuğun kafasındaki çelişkilere yenilerinin eklenmesine neden olabilir. Ergen, bir yandan büyüyüp yetişkin sorumlulukları almak ister, bir yandan da çocuk kalıp çocukluğun güvenli, korunan sıcaklığı içinde yaşamak ister. Yetişkinlik ve çocukluk arasında gidip gelen ergen, yoğun, karmaşık duygular içinde zaman zaman uygun olmayan davranışlar da gösterebilir. Anne babanın, gencin içindeki bu çatışmaların farkında olması iki taraf için uzlaşmacı bir ilişkinin gelişmesinde ilk adımdır.Yaşanan bu hassas dönemi en sağlıklı şekilde geçirebilmek için anne-babalara çok kritik görevler düşmektedir. Çocuğuma Neler Oluyor? Doğumundan, süt emmesine, emeklemesine, ilk dişini çıkarmasına, ilk adımını atışına şahit olduğunuz bebeğiniz, çocuğunuz artık büyüyor. Ayaklarınızın altında dolaşan çocuğunuz bir bakmışsınız ki boyunuza gelmiş, hatta geçmiş olabilir. Artık ona bakarken sizin başınızı kaldırmanız gerekiyor olabilir. Peki bu süreçte siz velilerimizden neler duyuyoruz?""Oğlumla aramızdaki problemler gittikçe artıyor. Onunla işimiz gün geçtikçe daha da zorlaşıyor.""""Kızımız halinden memnun değil; sık sık inatçı ve mızmız oluyor. Ne yapsak bu tutumunu değiştirmiyor. Ailemiz ... Devamı

26 04 2008

fedakar olmak

8. FEDAKAR OLMAK 1. Kosulsuz ve sinirsiz fedakar olacaksin.2. Düsüncede, niyette, sözde ve davranista fedakar olacaksin.3. Bencil ve egoist olmak bilgisiz ve cahil insanlarin isidir.4. Fedakar ve mert olmak da bilgili ve erdemli insanlarin isidir.5. Sana bir kardesin, en büyük kötülügü dahi yapsa yine de o kardesin için gerektiginde en büyük fedakarligi yapacaksin ve onun için ölüme bile gideceksin gerektiginde.6. Bir kardesin seni öldürmeye geliyorsa ve senin de onu daha önce öldürecek firsatin olursa o kardesini öldürmektense kendini feda edip birakacaksin; öldürecekse öldürsün seni. Asla ve asla hiçbir kosulda ve sekilde kimseyi öldürmeyin, öldürmektense ölmeyi tercih edin.7. Çünkü ölmek yok olmak degildir; ölmek tekrar dogmaktir ve öldüren kendini mahkum eder.8. Onun için; asla ve asla hiçbir sekilde kimseyi öldürüp kendinizi karanliga mahkum etmeyin.9. Ancak mümkün oldugu kadar yumusak ve tatli dille onu o niyetinden vazgeçirmeye çalisin; sayet onu vazgeçiremezseniz onu öldürmeyin, ancak kendinizi feda edin.10. Çünkü o bilgisiz ve cahildir ve o eksi yönünün etkisinde kalarak bunu yapiyor ve ölürken de içinizde kin ve nefret olmasin ve beddua da yapmayin o kardesinize.Sayfa 275_________________SON AHIT________________________11. Ancak ve ancak onu affedip hakkinizi helal edin ki affetme ve fedakarlik yaparak arti dereceniz yükselsin.12. Sayet sizi öldürmeye gelene siz de ayni sekilde karsilik verirseniz ondan bir farkiniz kalmaz; o da, siz de mahkum olursunuz.13. Eksi olarak öldürmektense arti olarak ölmeyi tercih edin ki cahille cahil ve bilgisizle bilgisiz olmayin ve onlara uymayip onlar gibi olmayin.14. Bir insan veya bir insan toplulugu tehlikedeyse ve sizin o toplulugu veya o insani caniniz pahasina o tehlikeden kurtarmaya imkaniniz varsa hiç çekinmeyin ve orada kendinizi feda edip o insani veya toplulugu kurtarin.15. Mümkün oldugunca siz üstünüze düseni yapin; anlayan anlar, anlamayan anlamaz. Ama ben, sizin bütün güzel ve kötü niyet ve düsünc... Devamı

24 04 2008

cimri ve pinti olmak

Tutumluluk, gerektiği yerde ve gerektiği zamanda gerektiği kadar harcamak, ama gerekenlerden fedakârlık etmemektir. Cimrilik, gerekenlere de harcamamak, gelip gelmeyeceği belli olmayan ilerisi için biriktirmek uğruna, birçok şeyden uzak durmaktır. Savurganlık, her yerde ve her zaman, gerisini hiç düşünmeden hesapsız harcamaktır. Erdem ise, gerektiği kadar harcamak, ama gerekenleri insani değerlere göre belirleyerek gerektiği kadar harcamak, geriyi de düşünmek demektir... Çocuklarımızı eğitirken, tutumlu mu, cimri mi, savurgan mı, yoksa erdemli mi olmasını istiyoruz? Farkına varmadan söylediklerimiz ve yaptıklarımızla onlara neleri öğretiyoruz? Ve bu hikâyelerden hangisi, hangi kavram için örnek olabilir? SEVGİYLE… alıntı:   Pintiyim ben pintiii   Kocam ve bir kısım arkadaşım öyle diyor. Başkalarına karşı değil kendim için bir pintilik elhamdülillah.Başkasına pinti olmaktan çok fena korkarım şu dünyada.Ama kendime gelince evet onlara hak veriyorum pintiyim.Ama kızgınlıktan pinti olmak benim durumum. Kızıyorum kadınlar ve çocuklar söz konusu olduğunda her şeyin pahalı olmasına.Bakın erkek ve kadın parfümlerine. Aynı marka parfümlerde dahi, erkek kokuları her zaman daha ucuz kadın kokularından.Erkek berberleri her zaman daha ucuz kadın berberlerinden. Her konuda ayrım var.Geçen ay Türkiye’ye geldiğimde kaşlarımı aldırmak için girdiğim kuaförde 5 dakika oturmuşken çıkışta ödediğim 20 YTL beni bayıltacaktı nerdeyse. Ne oluyorsunuz yahu?Kuaförde bir dip boya ve fön maliyeti 60 YTL. Bu da Nişantaşı’nın sokak kuaförü üstelik. Ohh iyi ki çalışmıyorum diyorum her kuaför çıkışında. Düşünün haftada iki defa kuaföre gitseniz fön için, ayda bir saçınızı boyatsanız, ağdası var manikürü pedikürü var battınız siz. Katiyen veremem o paraları. Kan ağlarım. Hele bir de kafanızla 2-3 saat uğraşmalarının gerekeceği bir şeyler yapacaklarsa kredi kartınızı onlara teslim edip çıkın, o halde durum.Sezon denilen zamanlarda herhangi bir mağazaya gi... Devamı

18 04 2008

sevgi türkiyemmmmmm.dk

İnsanları anlamak, tanımak, doğru değerlendirmek bize ne sağlar? İnsanlarla iyi iletişim kurabilmek, ilişkilerimizde çatışma ve sürtüşmelerden kaçınarak iş ve sosyal yaşantımızda başarılı ve mutlu ilişkiler kurabilmemiz insanları tanıyıp, anlamamız ile mümkündür. İnsanı tanımak, onu anlamaya çalışmak ona önyargısız ve art niyetsiz yaklaşımla olur. Bu yaklaşımın olabilmesi için temel ilke SEVGİDİR. İnsanı, doğayı her şeyi sevmek. Ama görerek, tanıyarak, anlayarak, bilerek sevmek. En önemlisi iyi ve kötü yanları ile, çirkinlik ve güzellikleri ile doğru ve yanlışlıkları ile sevmektir. Sevgi olmadıkça insanlar arası ilişkiler olumlu, sağlıklı ve sürekli olamaz. Güven ve saygı duyulamaz. Kısacası SEVGİ olmadan, İNSAN olunamaz. Sevgiyi en güzel, en içten anlatan düşünürlerin başında gelen Yunus Emre, insanca sevgi ve işbirliğini şu dizeleri çok güzel anlatmaktadır.  GELİN TANIŞ OLALIM İŞİ KOLAY KILALIM SEVELİM, SEVİLELİM DÜNYA KİMSEYE KALMAZ  Sevgi, insanları birbirine yaklaştıran olumlu duyguların tümüdür. Sevginin insanları birleştiren, kaynaştıran bir özelliği vardır. İnsanlara karşı iyi duygular içinde olur, duygularımızı içten, samimi, gülümseyerek ifade edersek ilişkilerimizi, arkadaşlık ve dostluklarımızı en iyi şekilde düzenlemiş oluruz. Bebek doğar doğmaz sevgi ister. Ağlarken annesi kucağına alınca susar. Annesinin kollarındaki yumuşaklığı, koruyuculuğu, sevgiyi, güveni hisseder. Anne babanın seslerindeki yumuşaklık, ilgileri, sevgi ve özverileri çocukta sevinç, neşe, mutluluk yaratır. Bu olumlu duygular sevginin ilk tomurcuklarıdır. Sevginin açılıp gelişmesi, renklenmesi, olgunlaşması, çocukluk dönemindeki bu sevgi gereksinmesinin karşılanmasına bağlıdır. Sevgimizi çevremizdekilere sıcak bir bakış, tatlı bir gülüş, güzel bir söz, candan bir ilgi, içten bir yardım ile gösterebiliriz. Bu şekilde kolay, olumlu, sağlam, güvenli ilişkiler kurarız. Sevgiyle sağladığımız doyum, kendimize ve başkalarına güven duymamızı kolaylaştırır. Çünkü ba... Devamı

16 04 2008

fil hikayesi

Ağlamayın, Sinirlenmeyin, Dinleyin Amerika’da, Denizcilik Enstitüsü’nün yayınladığı bir dergide Frank Koch ilgi çekici bir hatırasını anlatıyor; “Eğitim filosuna verilmiş olan iki savaş gemisi birkaç gündür kötü hava şartlarında manevra yapıyorlardı. Ben, en öndeki savaş gemisinde görevliydim ve hava kararırken köprüde nöbetteydim. Yer yer sis vardı ve görüş alanı dardı. Bu nedenle komutan da köprüdeydi, bütün faaliyetleri denetliyordu. Karanlık bastıktan kısa bir süre sonra köprünün gözetleme yerinde iskele tarafındaki nöbetçi haber verdi: “Işık, sancak tarafında.” Komutan seslendi: “Dümdüz mü ilerliyor, yoksa kıça doğru mu gidiyor?” Nöbetçi: “Dümdüz ilerliyor, komutanım”, diye cevap verdi. Bu o gemiyle tehlikeli bir çarpışma rotası üzerinde olduğumuz anlamına geliyordu. Komutan nöbetçiye emir verdi: “Gemiye mesaj gönder, çarpışma rotasındayız. Rotanızı 20 derece değiştirmenizi öneriyoruz.” Karşıdan şu sinyal geldi? “Rotanızı 20 derece değiştirmeniz önerilir.” Komutan, “mesaj gönder” dedi “Ben komutanım, rotayı 20 derece değiştirin.” Karşıdaki: “Ben deniz onbaşıyım, rotanızı 20 derece değiştirirseniz iyi olur.” Diye cevapladı. Komutan bu arada iyice öfkelenmişti. Hırsla emretti. “Mesaj gönder! Ben bir savaş gemisiyim, rotanızı 20 derece değiştirin.” Karşıdaki ışıklarla işaret verdi: “Ben bir deniz feneriyim. Rotayı değiştirdik.” ••• Her birimiz hayat okyanusunda yol alıyor ve çoğu zaman da sisler arasında rotamızı belirliyoruz. Enine boyuna düşünmeden, iyice araştırmadan, tahmin ve ihtimale göre karar vermeyi önyargı, peşin hüküm veya zan olarak ifade ediyoruz. Olumsuz, kötü zan ise suizan kelimesinde mânâsını buluyor. Önyargılarımız nisbetinde sisler yoğunlaşıyor. Kararlarımızı algılamalarımıza göre veriyoruz. Beynimiz bir kalemi, mızrak, portakal veya ka... Devamı

13 04 2008

başarmak için bazen duymayacaksın

Olumsuz düşünen insanları duymayın, onlar kalbinizdeki ümitleri çalarlar.   Günlerden bir gün; Kurbağaların yarışı varmış. Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış.   Gerçekte seyirciler arasında hiç biri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş.Sadece şu sesler duyulabiliyormuş   "Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!"   Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırmaya devam ediyorlarmış   "Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!"   Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş;   "Bu işi nasıl başardın" diye.   O anda farkına varmışlar ki; Kuleye çıkan kurbağa sağırmış!   Olumsuz düşünen insanları duymayın!….. Onlar; Kalbinizdeki ümitleri çalarlar!. Kimsenin ümitlerinizi çalmasına izin vermeyin   alıntıdır...dk..develi kayseri... Devamı

13 04 2008

konuşan kurbaga

konuşan kurbağa Adamın biri bir gün yolda giderken bir kurbağa görür ve kurbağa dile gelir:     - Ben aslında bir insanım, eğer beni bir kere öpersen çok güzel bir prenses haline gelirim."     Adam kurbağayı eline alır ve cebine koyar. Kurbağa tekrar dile gelir:     - Eğer beni öpersen çok güzel bir prenses olacağım, ve seninle 1 hafta kalmaya razıyım.     Adam kurbağayı cebinden çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek yeniden cebine koyar.     Kurbağa yalvarmaya başlar :     - Eğer beni öper ve güzel bir prenses haline çevirirsen seninle bir hafta kalırım ve istediğin her şeyi yaparım.     Adam tekrar kurbağayı çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek cebine koyar.     Sonunda kurbağa dayanamaz:     - Senin neyin var? Sana çok güzel bir prenses olduğumu ve beni öpersen 1 hafta seninle kalıp istediğin her şeyi yapacağımı söyledim. Neden beni öpmüyorsun?     Sonunda adam konuşur:     - Bak, ben bir mühendisim. Kızlarla uğraşacak vaktim yok, fakat konuşan bir kurbağa çok ilginç geliyor... Devamı

12 04 2008

zaman çocuk

Çocuklar bizim fidanlarımızdır HAFTANIN DUASI Ey Rabb’imiz! Nezdinden göndereceğin bir nurla simalarımızı pırıl pırıl hale getir. Gönüllerimizi kâmil imana aç ve bizi, razı olduğun amelleri işlemeye muvaffak kıl! İhlâsa erdirdiğin kullarının kalblerindeki kilitleri çözdüğün gibi kalbimizin kapılarını da marifetine ve muhabbetine aç. Bizi kapının eşiğine yüz sürmekten mahrum etme ve o ulu dergâhına yüz sürüp bir dilekte bulunduktan sonra da talebimizi reddetmek suretiyle bizi cezalandırma! SÖZÜN ÖZÜ Hakiki mü’min bir yandan, Cenâb–ı Hakk’ın verdiği iradeyi en iyi şekilde kullanır; diğer taraftan da, “Allah’ım beni nefsimle baş başa bırakma” der ve nefsine değil, Allah’a itimad eder. Nefsini ve nefsânî duygularını en azılı düşman sayar; en güzel vekil ve yegâne yardımcı olarak yalnızca Allah’ı bilir. Her hadise karşısında “Hasbunallahu ve ni’me’l–vekil – Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” (Âl–i İmran, 3/173) sözünü terennüm eder. Çocuk, Allah’ın anne babaya emanetidir. Çocuk bir nimettir. Aynı zamanda çocuk bir imtihandır. Nimet iyi değerlendirilirse, imtihan başarıyla atlatılmış olur. Çocuk, uhdemize verilmiş bir tohum gibidir. Yeşertilip geliştirilmesi ve meyveli bir ağaç haline getirilmesi, büyük oranda anne babaya düşer. Dolayısıyla, anne baba nasılsa, çocuk da büyük ihtimalle öyle olacaktır, en azından onlara benzeyecektir. Çocuklarımız yarınlarımızın mimarları, istikbalimizin garantisidirler. İyi bir eğitime tabi tutulmuş nesiller o milletin geleceğinin parlaklığına işaret ederken, kendi haline bırakılmış, bataklığın içinde yüzen, ahlaktan yoksun bir nesil ise artık o milletin son nefeslerini verdiğinin bir emaresidir. Zira çocuklarını ihmal eden, onları yabancı kültürlerin eline bırakan milletler özlerini kaybetmeye mahkûmdurlar. Anne-babanın çocuğa karşı vazifeleri a) Çocuğun doğumundan önceki tedbirler Çocuğun eğitimi... Devamı

12 04 2008

dostoyevski

Düşünüyorum öyle ise varım. DESCARTES Düşünmeden konuşmanın cezası sonradan düşünmeye mahkum olmaktır. GIBBON Hayatta hiç hata yapmamış birisi zaten hiçbir işe başlamamış demektir. HENRY FORD Hayatta hiçbirşeyden korkmayın yalnız;herşeyi anlamaya çalışın. MARİE CURİE İnsanlar tecrübeleri oranında değil tecrübelerinden aldıkları dersler oranında olgundurlar. BERNARD SHAW İnsan aklın snırlarını zorlamadıkça hiçbir şeye erişemez. ALBERT EINSTEIN Olgun insan yapabileceğini söyleyen ve söylediğini yapan insandır. KONFİÇYUS Gerçek arkadaş sağlık gibidir.Değeri ancak o yok olunca anlaşılır. CERVANTES Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız. KONFİÇYUS İnsanların yapabileceği en büyük fenalık kendisine olan güvenini kaybetmesidir. RİCHARD BERNEDİCİ İnsansal öz, tek tek her bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir. Gerçekliği içersinde, bu, toplumsal ilişkilerin bütünüdür. KARL MARX Aristoteles Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister, halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir. İnsanlar arzularına son olmadığı için, bu arzuları tatmin edecek vasıtalara da son olmamasını isterler. Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; bir çok insanların hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer. Cesaret kuvvetle birleşince büsbütün artar. Umut, uyanık adamın rüyasıdır. Fazileti olmayan insan, hayvanların en kirlisi, en vahşisi, en muhteris ve en doymak bilmez olanıdır. Adalet önce devletten gelir. İyi, basit; kötü ise çok yönlüdür. Mevkilerini para ile satan kimseler, masraflarını geri almak yoluna düşerler. Honore de BALZAC Hayat herkes için acı, çünkü benim boş yere dilediklerime sahip olmuş nice insanlar gördüm, onlar da mes�ut değil. İnsanın en zor katlandığı duygu acımadır, hele hak edince. Evlenme dâvaya benzer. Mutlaka memnun olmayan bir taraf vardır. Yoksulluğun hüküm sürdüğü yerde ne utanma kalır, ne suç, ne namus, ne de ruh. Güzellik, çoğu zaman kusurları gizleyen bir örtüdür. Sevmek, bir başkasının hayatını yaşamaktır. Bir anne ... Devamı

12 04 2008

napolyon

Küçüklüğünde,okul yıllarında arkadaşları sık sık Napolyon'un boyuyla dalgageçmektedirler."Oğlum"der birisi "Seni büyüyünce savaşa çağırsalar senbu boyla atına binene kadar savaş biter." Napolyon arkadaşlarına bakar veşöyle der "Merak etmeyin,ben büyüdüğümde beni savaşa çağırdıklarında benata binmeyeceğim,ben atıma bindiğimde savaş başlayacak.İspanya'yı aldıktan sonra İspanya kralı ona "Sen para için savaşıyorsun" diyehaykırır."Biz ise şerefimiz için." Napolyon cevap verir "Herkes kendisindeolmayan şey için savaşır."Napolyon'un ordusu zor durumdadır,general gelir ve şöyle der."İmparatorum,savaşamayız düşman 3 katımız gücünde,onlar 150.000 biz ise 50.000 kişiyiz."Napolyon şu yanıtı verir "Onlar 150.000 biz ise 50.000 bir de beni kat, etti150.000 eşitiz,savaşıyoruz."Napolyon gençken teğmenlik döneminde içine kapanık biriydi.Bulunduğuortamın civarında partiler verilir insanlar durmadan pervasızca eğlenirkenNapolyon hiç katılma isteği duymazdı ortamlarda o pasif duruşu ve solgunçehreli halini görenlere şöyle derdi."Tarih örnekleriyle doludur,gün gelirsoluk çehreli ama ihtiraslı olan adamlar öne çıkarlar ve zengin züppelerin,uslanmaz güzel fahişelerin ve onların zamparalarının hakimiyetini ellerinegeçirirler.Vaktiyle Fransız hükümetinden biri Napolyon Bonapart'ı bir muharebe sırasındaeleştiriye kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:Önce şurasını almalıydınız,sonra burdan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz,gibi fikirler yürütünce Napolyon :Evet,onlar parmakla alınabilseydi dediğingibi yapardım.Ayrıca onunla ilgili şunlar eklenmeli1-Avrupa'da trafiğin sağdan akması Napolyon'un süngü tehdidine dayananbir sebeple belirlediği bir olay,başta Fransa,Almanya,Türkiye gibi 51 ülkededireksiyon solda bulunurken Napolyon'un işgal edemeyip etkisini yayamadığıİngiltere ve onun Avustralya,Hindistan gibi sömürgelerinde sağdadır.İnanılmazmali faturayla karşılaşılacağı için İngilizler bunu değiştiremiyor.2-Napolyon Türk ordusuna hayrandı.Türkler öldürülebil... Devamı

12 04 2008

patates

Topraktan fışkıran Sağlık... Toprak altında yetişen bitkilerin sağlığa son derece faydalı olduğu bilim adamları tarafından ispatlanan bir gerçek. Hastalıkları önleyen bitkileri sizin için araştırdık. Patates, soğan, sarmısak, havuç, turp, pancar gibi toprak altında yetişen bitkiler, damar sertliğinden beyin yorgunluğuna ve kansere kadar bir çok hastalığa iyi geliyor. Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Mehmet Akbulut'un verdiği bilgiye göre, bu bitkilerin sağlığa faydaları şöyle: PANCAR Ekonomik olduğu kadar karaciğerin düzenli çalışmasını sağlaması ve kansızlığı gidermesiyle insan sağlığı açısından da büyük önem taşıyan pancar, şeker hastalığı ve vereme karşı vücudu korurken, sinirleri de yatıştırıyor. HAVUÇ Vitamin ve mineral açısından çok zengin olan ve vücudun hastalıklara karşı direncini artıran havuç, göz ve cilt hastalıklarını önlemesinin yanı sıra çocukların beslenmesinde büyük önem taşıyor. SOĞAN Kokusu nedeniyle birçok kişi tarafından tercih edilmeyen ve adeta C vitamini deposu olan soğan, mikroplara karşı vücut direncini güçlendirirken, damar sertliği, grip, astım ve soğuk algınlığı gibi hastalıklara karşı vücudu koruyor. Böbreklerde taş ve kumların düşürülmesinde de önemli rol oynayan soğan zihin yorgunluğunu gideriyor ve cinsel gücü artırıyor.  YER ELMASI Besin değeri açısından patatese yakın olan yer elması, idrar söktürücü ve kabızlığı önleyici etkisinin yanı sıra anne sütünü artırıyor.  ŞALGAM Eklem ağrılarına, böbrek kumu ve taşının düşürülmesine iyi gelen şalgam da ergenlik sivilcesi ve egzama tedavisinde kullanılıyor, akciğerleri temizliyor ve boğaz iltihaplarına iyi geliyor. SARMISAK Antiseptik, iştah açıcı, tansiyon düşürücü, kan temizleyici özellikleri bulunan sarmısak da bakterilerin üremesini azaltırken, kansere karşı tavsiye ediliyor. PATATES Nişasta deposu olarak bilinen patates, şeker hastalığına iyi elirk... Devamı

10 04 2008

DİKKAT İNEK VAR

Alice: Hangi yoldan gideyim? Tavşan: Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yok Lewis   Karayı Görebilseydim... Florence Chadwick, hem Fransa’dan İngiltere’ye, hem de İngiltere’den Fransa’ya yüzerek Manş denizini her iki yönde geçen ilk bayan yüzücüydü. Bir ideali daha vardı: Catalina Adası’ndan California sahiline kadarki 21 millik mesafeyi yüzen ilk bayan olmak... Ama bu iş hiç de o kadar kolay olmayacaktı. Yılın en sıcak günlerinden olan 4 Temmuz’da bile, yüzeceği denizin suyu insanın bedenini uyuşturacak kadar soğuktu. Hava o kadar sisliydi ki, yüzücü kendisine eşlik eden tekneleri zorlukla seçebiliyordu. Üstelik o bölgede köpek balıkla-rına da rastlanıyordu. Florence, soğuğa ve köpek balıklarına rağmen tam 15 mil yüzdü. Teknede bulunan annesi ve antrenörü “Başaracaksın! Az kaldı!” diye bağırıyorlardı. Televizyonlarının başında onu seyreden milyonlarca insan, başarısı için dua ediyordu. Sonra 5 mil daha yüzdü. Hatta California sahillerine sadece yarım mil kaldı. Teknedekilerin bütün teşviklerine rağmen kendisini sudan çıkarmalarını istedi. Herkes hayal kırıklığı içindeydi. Sadece birkaç kulaçlık bir mesafe kalmışken, ba-şarılı yüzücü vazgeçmişti. Florence Chadwick, daha sonra başarısızlığının nedenini şöyle açıkladı: “Önümde hiçbir şey göremiyordum. Karayı görebilseydim, başarabilirdim!” Onu durduran ne soğuk, ne on altı saat süreyle kulaç atmanın yorgunluğu, ne de köpek balıklarıydı. Başarısızlığına hedefini görememesi neden olmuştu! İki ay sonra, Florence yine denedi. Su yine soğuktu, köpek balıkları yine vardı, sis yine her şeyin üstünü örtüyordu. Ama bu defa, Florence sisin ardında bir yerde kıyının olduğunu düşünerek yüzdü hep. Sahili hayal ederek attı kulaçlarını. Ve başardı! Catalina Kanalını geçen ilk kadın unvanını kazandı. Hem de erkeklerin rekorunu iki saat farkla geçerek! Deneme sınavlarından istediğim başarıyı elde edemiyorum.” “İçi... Devamı

10 04 2008

hayatın kuralları

1. Adaletli davranmak : Yöneticiler personeli arasında adaletli olmak durumundadır. Bu eşit olacak anlamında değil statüleri aynı personele eşit davranılmasıdır.2. Akrabaları işe almak: Akrabaları işe almak yararı yanında zararının daha büyük olduğu görülmüştür.3. Alçak gönüllü olmak: Alçak gönüllü yöneticiler personeline daha yakın olabilmekte ve onların çalışma azmini arttırabilmektedir.4. Amaçlar, planlar, hedefler: Başarıya ulaşmak için daha işin başında kendinize bir hedef belirlemeli ve ona ulaşmaya çalışmalıdır. Bu sayede personelimizde daha azimli olacaktır.5. Araştırma ve geliştirme: Ar-Ge Her örgüt başarı için bunu yapmak zorundadır. Üretilen malın zamanla daha mükemmele ulaşması ve toplumun ihtiyaçlarının giderilmesi bu sayede mümkündür.6. Başarı değerleme: Başarıyı elde etmek için mutlaka yaplılan işte bir baraj konulmalı ve bunun için herkes çaba göstermelidir.7. Başkalarının işini yapmamak: Bir kurumda herkes kendi işini yapmalı. Yönetici yöneticiliğini, bekçi bekçiliğini yapmalıdır. 8. Bilgi: Bilgi devamlı yenilenmekte ona ulaşmak için devamlı çaba gösterilmelidir.9. Cesaret: Başarı için cesaret şarttır. Bir işe kalkışırken o işin üzerine gitmeye cesaret etmek gerekir. 10. Cezalandırma: Cezalandırma yapılması gereken en son iştir. Başarı için bir ödül göstermek insanları motive eder. 11. Çalışkanlık: İnsan bebekliğinden ölümüne kadar bir şeyler elde etmek için çalışmak zorundadır. 12. Çalışma ortamı: Yöneticiler kendilerinden çok personelin çalışma ortamını geliştirmeli ve onlara rahat bir çalışma ortamı sağlamalıdır. 13. Çalışma sözleşmesi: Personeli işe alırken onunla sözleşme yapmak onun görev ve sorumluluklarını bilmesine yardımcı olur. 14. Çalışma ve çözümü: Çalışarak değişik düşüncelerde insanlarla başarı yakalanır. Yöneticiler bunların işlerine karışmamalıdır. 15. Çevrenin analiz edilmesi: Başarı için çevre faktörlerinin incelenmesi, ihtiyaçların en iyi şekilde belirlenmesi gerekmektedir. 16. Değişim ve dönüşüm: Dünya döndükçe gelişmeleri ve ye... Devamı

10 04 2008

sogan ve sarımsak

SARIMSAK        Doğal Antibiyotiğiniz        Ateş düşürücü özelliği olan sarımsağın antibiyotik özelliği de olduğunu artık herkes öğrenmeye başladı. Güç verici, solucan düşürücü özelliklerinin yanında, bağırsakları yumuşatıp mikropları, bakterileri öldürücü özelliğinin olması onu bizim için vazgeçilmez kılıyor.        Yaşlanmanız Gecikiyor       Sarımsağın yaşlı insanlarda ve kuvvetten düşmüş hastalarda çok faydalı olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda o, damar sertliği ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara da çok iyi gelen, vücutta kireçlenmeyi önleyen ve yaşlanma sürecini geciktiren bulunmaz bir ilaçtır.        Kokusu Rahatsız mı Ediyor?        Sarımsağın kokusundan rahatsız olup ta yemekten çekiniyorsanız, aşağıda belirtilenleri yapabilirseniz sarımsağın kokusundan her hangi bir rahatsızlık duymayacaksınız; İki, üç kahve çekirdeği çiğneyebilirsiniz. Elma kabuğu ve maydanoz yiyebilirsiniz. Anason tohumunu veya karanfili sakız gibi kullanabilirsiniz.       Yediklerinizi Hazım Etmek İçin        Sarımsak mide ve bağırsakları uyarıp onların faaliyetlerini artırarak hazmı kolaylaştırır. Bağırsaklardaki zararlı mikropları öldürerek mikropların vücudu zehirlemesini önler. İlaveten kandaki ve damar cidarlarındaki biriken ürat tuzlarını ve kireci eritip idrarla dışarı atar. Böylelikle damarların iç yüzeylerinin genişlemesini sağlayarak tansiyonu düşürür, damar sertliğini giderir.        Akciğer Dezenfektanı        Sarımsak esansı akciğerler yoluyla dışarı atılırken akciğerleri ve bronşları dezenfekte eder, oralardaki mikropları öldürür ve bronşların ifrazatını artırarak öksürükle astıma faydalı olur. Veremin iyileşmesinde de önemli rol oynar.       SOĞAN        Sofralarımızın en vazgeçilmezi olan soğan, aslında bu durumu o kadar hak ediy... Devamı

10 04 2008

üzüm

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ     Üzüm Çekirdeği Avrupa'da ilaç niyetine satılıyor. Mucizevi çekirdek ödemden, nezleye kadar bir çok hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Üzümün çok faydalı olduğu bilinir. Özelliklede zihin açıcı yönü ile sınavlardan önce kuru üzüm tavsiye edilir. Ama birçoğumuz üzümü yerken çekirdeğinden muzdarip oluruz. Onu tüketmez, atarız. Hatta marketlerde en çok çekirdeksiz üzümler rağbet görür. Hâlbuki üzümün çekirdeği bugün birçok Avrupa ülkesinde ilaç niyetine, tabletler halinde satılıyor. Yavaş yavaş Türkiye'de de yaygınlaşmaya başlayan üzüm çekirdeği, yakında bütün eczanelerdeki yerini alacak gibi. Bu çekirdeğin en önemli faydası kan damarı onarıcısı olması. Kan damarları insan için hayati önem taşıyor. Başınızdan ayak uçlarınıza kadar her doku kanla beslenir. İncecik kılcal damarlardan, geniş atardamarlara kadar, karmaşık kan damarları ağı sizin yaşam hattmızdır. Eğer kan damarları yaşlanır, hastalanır, zayıflar, incelir ve kan sızdırırsa, sağlığınız tehlikede demektir. Eğer oksijeni taşıyan kan düzgün bir biçimde akmıyorsa kalp kasınız hasar gö- rebilir. İşte üzüm çekirdeği, zayıflamış kan damarlarını güçlendirip normal sağlıklarına döndü-rebilen, dolaşım bozukluklarının düzeltebilen ve önleyebilen bir yapıya sahip. Özelliği ise tamamen doğal olması... Çekirdek, damar hastalıklarını tedavi ediyor. Zayıflamış kan damarlarının yapısını güçlendiriyor. Ayrıca üzüm çekirdeği bilinen en güçlü antioksidan... Yapılan bazı testlerde, E vitamininden 50 kat daha güçlü olduğu ortaya çıkmış. İlk Fransa'da keşfedildi Üzüm çekirdeği 40 yıldır Avrupa'da, özellikle üzüm bağlarının çokluğu ile bilinen Fransa'da etkili bir biçimde kullanılıyor. Üzüm çekirdeği 1947 yılında Bordeaux Üniversitesi'nden emekli tıp profesörü, Fransız Kimyacı Jack Masquelier tarafından keşfedilmiş. Çekirdek ilk olarak hamileliğinden dolayı aşırı ödemi olan fakültenin dekanının eşine, dekan tarafından verilmiş. Masquelier o günü... Devamı

08 04 2008

dahiler ve deliler

Yeryüzünün en soylu erdemi sanırım işgal ettiğin alanın/bastığın toprağın hakkını vermektir.Ya da_belki doğrusu yeryüzüne katılmak,ona layık olmaktır.Toprağın seni kabul edebileceği erdemlerin olmalıdır.Toprağın/varlığın sana verdikleri sende olmalıdır.Kendin olmalısın yani.Bilmelisin kendini.Ötesi bir 'insan' olarak varolmalısın. Oybideryum deha denilince bunu anlar.Delilik deyince de.Herkes sana deli demeden gerçek anlamıyla insan olamazsın.Deha biraz durmuş,oturmuş bir haldir belki.Delilik ise biraz 'sıyrık'lık taşır içinde.Hiçbir pabuca sığmaz deli.Hiçbir ölçüye uymaz."Siyam Balığı"ndan kaldı belleğimde:"Deli,her şeyi yapabilecek yetenekte olan;ancak yapacak değerde bir şey bulamayandır". Bir de Cucumis Sativus'lar var.Toprağın en büyük sorunu:hıyarlar/hıyar takımı.İşte hepsini bulacaksınız bu bölümde... Devamı