24 11 2010

para

ögretmenimBana neler öğretmiştinUnutmadım öğretmenimAma gel gör yine adamOlamadım öğretmenim* * * * * * * * * *Ezberledim hep dersiniYaşattılar hep tersiniMutluluğun adresiniBulamadım öğretmenim* * * * * * * * * *İnsanlığın adı paraBu hayatın tadı paraNe gerek var kitaplaraAnlamadım öğretmenim* * * * * * * * * * *Hanı doğru bükülmezdi?Hanı haklı ezilmezdi?Hanı dağlar yıkılmazdı?Yıkıldım be öğretmenim* * * * * * * * * * *Defter başka kalem başkaYaşadığım âlem başkaŞöyle güzel gerçek aşkaDüşemedim öğretmenim*     Devamı

24 11 2010

eve gidince iki tane portakal yemeliyim..

PORTAKALI ÖZETLERSEK:             Bileşimindeki etken maddeler C vitamini Karbonhidrat Potasyum Folik Asit Bioflavin Genel faydaları:   Soğuk algınlığı, grip, kas incinmesi, kalp hastalıkları ve felçten korur, Portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini eng PORTAKALI ÖZETLERSEK:             Bileşimindeki etken maddeler C vitamini Karbonhidrat Potasyum Folik Asit Bioflavin Genel faydaları:   Soğuk algınlığı, grip, kas incinmesi, kalp hastalıkları ve felçten korur, Portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engeller, ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar, İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır, Kanın pıhtılaşmasını,mide ve pankreas kanserini önleyici etkisi vardır, İçerdiği yüksek potasyum tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur.Aynı zamanda,içerdiği  potasyum, cildin kuruyup kırışıklıkların oluşmasını da önler, Çocukların hastalıklardan korunması ve fiziksel gelişiminin tam sağlanması için gerekli olan cevherler dolu bir meyvedir. Kabuklarında bulunan uçucu maddenin bazı kanser türlerinin tedavilerinde çok önemli iyileştirici bir madde olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Özetle;portakalı ve diğer narenciye ürünlerini birer hayat iksiri olarak görmeli ve bütün yıl boyunca mutlaka bol tüketmelisiniz.Portakalın gerçek değeri daha ileri yıllarda anlaşılacakt... Devamı

11 11 2010

mutlu ailie olmanın kuralları...

  google_protectAndRun("render_ads.js::google_render_ad", google_handleError, google_render_ad); height="1" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/s/iframes_api_loader.html" style="visibility: hidden; position: absolute" width="1">> var GGAff = {id:13025, width:234, height:60, direction:"Vertical", performance:"high"}; GGAff.errorMessage = '';     Çocuk psikiyatrisi uzmanı Dr. İsmail Yavaş, aile  mutluluğunun sağlanmasında sevgi ve saygının ‘altın kural’ olduğunu söyledi. Bireylerin karşılıklı saygıyı elden bırakmaması halinde huzur içinde bir hayat sürdürülebileceğine dikkat çeken Yavaş, bu konuda özellikle ebeveynlere önemli görevler düştüğünü ifade etti. Mutluluğun sırlarını maddeler halinde bir araya getiren Dr. Yavaş, ailelerin bunları uygulamaya çalışmasını tavsiye etti. Dr. Yavaş, hayatı ‘havaya atılan beş top’a benzetirken, bunları iş, sevgi, sağlık, dostluk ve benlik olarak sıraladı. Bunlar arasında sadece ‘iş’in lastik bir top olduğunu söyleyen Yavaş, şunları dile getirdi: “Bu top, düşmesi halinde tekrar zıplatılabilir ancak diğer dördü camdan yapıldığı için her an kırılabilir. Hayatımızı bu bilinçle yönlendirmeliyiz.” Eşinize sevdiğinizi söylemekten kaçınmayın Eşler, sevgilerini her vesileyle birbirine ifade etmeli. İncitici tenkitlerden titizlikle sakınmalı ve affedici olmalı. Tartışmayı çıktığı noktada tutmaya çalışmalı. Geçmişte kalmış bir konuyu hatırlatmamalı. Daha sonra hatalıysa özür dilemenin de bir fazilet olduğunu unutmamalı. Geçmiş deneyim ve hatıralardan söz edilmemeli. Aşırı idealist olmamalı ve karşı taraftan mucizeler beklenmemeli. Eşe güven telkin edilmeli. Mutlu olabilmek içi... Devamı

11 11 2010

sevgi...

Sevgi,  "İnsanı bir şeye ya da bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu"[1] olarak tanımlanır Sevgi denildiğinde genellikle akla ilk önce, iki karşı cins arasındaki duygusal çekim gelmekteyse de, aslında sevgi, yöneldiği hedefe (sevgiliye duyulan sevgi, Allah sevgisi, vatan sevgisi, ebeveyne duyulan sevgi, çocuğa duyulan sevgi vs.) ve biçimlerine bağlı olarak büyük bir çeşitlilik göstermektedir. Şefkat, merhamet ve fedakârlık sevginin farklı kılıklardaki yansımalarıdır.[2] Sevgi yalın anlamıyla bir duygu ve heyecan türüdür. Sevgi, insanın bir şeye ya da bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermesine denir. Bir başka tanıma göre de “sevgi, öğrenilen duygusal bir tepkimedir.” İbn Arabî Hazretlerine göre sevginin tanımı yapılamaz. Sevgi ancak tadılır. Tadan kişi de sevginin ne olduğunu yeterince anlatamaz. Aynı zamanda sevgi evrensel bir duygudur. Annenin çocuğunu sevmesi, eşlerin birbirlerini sevmesi, ilâhî bir sır olarak, gayesi “bir tenle bir teni, bir canla bir canı kavuşturmak” olan sevginin evrenselliğine en güzel örnektir. Aynı zamanda İbn Arabî sevgi için, “Sevgi seveni sevilene bağlayan bir bağdır ve sevgi sevenin var oluşudur”[3] der. Sevgi insanların ruhunda bulunan değerli ve olumlu bir yetenektir. Fakat insanlar bu yeteneklerini her zaman ideale yakın bir değer olarak kullanamamaktadırlar. Yani insanlar birbirlerini gerektiği gibi sevememektedirler. Sevgi her şeyden önce fedakârlıktır, yani hiçbir karşılık beklemeden başkasına kendinden bir şeyler vermek esasına dayanır. 'Gerçek sevgi'; merhamet, şefkat, fedakârlık gibi diğerkamca davranışlarla, uygulamalarla kendini gösterir; aksi takdirde kuru bir laftan ibaret kalır. Ger&c... Devamı

11 11 2010

merhamet...

Şefkat sözlüklerde “acıyarak ve/veya koruyarak sevme, sevecenlik” olarak tanımlanır. Kökeninde sevgi, merhamet ve yardım duygularının bulunduğu şefkat çeşitli felsefi görüşlerde ve inanç sistemlerinde farklı kavramlarla dile getirilmişse de hepsinde de olumlu bir duygu ve davranış biçimi olarak dile getirilmiştir. Bazı hayvanların (anne veya babanın) içgüdüsel denilen davranışlarda (yavrusunu koruma) da şefkat yeteneği gözlemlenmekle birlikte, hayvanların bu davranışlarında bilinçlilik değil, otomatiklik sözkonusudur Devamı

10 11 2010

ne demek iştemiş acabaaaa....

Vitrivius’e katılıyorum. “Hep öğrenci kalan insan, öğretmenine borcunu kötü ödüyor demektir”, demişti Nieztche. Bu yüzden bizden aldıklarımızı, bize vermenin ve bu bitmek bilmeyen alış-verişi sürekli hale getirebilmenin yollarını keşfetme zamanıdır şimdi… Devamı

04 11 2010

bu .....

işte bu kadınlar.....   Varlığıma şükrettiğim her güne, anlam yüklediğim her dakikaya, yaşanan olumsuzluk tümcesini zamana inat olumlu kılmaya küçücük bir tebessümle merhaba demeye geldim bende... =) Devamı

03 11 2010

edepli konuşmakkkkk.....

          Edep nedir? -------------------------------------------------------------------------------- Edep, nefsini tanıyıp haddini bilmektir. Edep, kul olduğunu anlayıp Yüce Mevlâ�ya yönelmektir. Edep, kibri kırıp tavazuya sarılmaktır. Edep, fani dünyayı tanıyıp boş davaları bırakmaktır. Edep, Cenab-ı Hakk�ın ve varlıkların haklarını güzel korumaktır. Edep, hayalı ve vefalı olmaktır. Edep, pişman olunacak şeyleri yapmamaktır. Kısaca edep, güzel ahlâktır. Güzel ahlâk ise, içiyle dışıyla doğru olmak ve bu doğruluk üzere yaşamaktır. Buna denge ve istikamet denir. Dengeli olmak, devamlı aynı güzel hâli korumaktır. Acı tatlı bütün hallerde istikametini bozmayan, dost ve düşmana karşı dürüstlükten ayrılmayan kimse dengeli insandır. Denge, insandaki akıl seviyesini gösterir. Velilerden Seriy es-Sakatî k.s. der ki: �Edep, aklın tercümanıdır.� Bunun manası şudur: Herkes aklı kadar edepli olur. Edebi kıt, ahlâkı bozuk olana hakiki manada akıllı denmez. Devamı

28 10 2010

motivasyon ve çalışma...

KENDİ MOTİVASYONUNUZU NASIL ARTTIRIRSINIZ? Bazen motivasyonunuzun düştüğünü, hiçbirşey yapmak, özellikle de ders çalışmak istemediğinizi fark edersiniz. Bazen hedefleriniz olmadığını ya da hedeflerinizin, kendinizi değil, başkalarını mutlu etmek için olduğunu düşünürsünüz. Peki kendimizi motive etmenin bir yolu yok mu? Elbette var, hem de birden fazla. Aşağıda sunulan ipuçları, özellikle ders çalışma ve başarıya ulaşma konusunda, motivasyonunuzu arttırma yöntemlerinden biri. Kendi kendini motive etme konusunda detaylı bilgi için, Öğrenci Gelişim ve Danışma Merkezi uzmanları ile görüşebilirsiniz. Öncelikle şunları aklınızdan çıkartmayın: •    Kim olduğunuz ve kişiliğiniz, ne olduğunuzdan ya da ne yaptığınızdan daha değerlidir. Kişi olarak sizin değeriniz, zekanıza, notlarınıza, ne kadar çalışkan olduğunuza göre değişmez. Siz sadece siz olduğunuz için değerlisinz. •    Başkalarının haklarına ve seçeneklerine saygılı olun ve değer verin. •    Hareketlerinizin doğuracağı sonuçları düşünerek, kendinizi kontrol etmeyi öğrenin. Bir davranışınızın sonrasında kendinizi nasıl hissedeceğinizi düşünerek davranışlarınızı kontrol altına almaya çalışın. •    Kendinize bir plan hazırlayın. Kişisel ve akademik hedeflerinizi bir kağıda yazın. Çalışma isteğinizin az olduğunu hissettiğinizde bu hedeflerinizi okuyun. •    Kötü giden olayların arkasından düşünüp, kurcalamayın. Başarıya konsantre olun ve başarısızlık üzerinde düşünmeyin. Unutmayın, küçük başarılar da, tıpkı küçük hatalar gibi birikir. •    Değişim için kendinize zaman ayırın, hata... Devamı

27 10 2010

anlaşmak ....

    Saliha bir kadının, münafık ve cahil bir kocası vardı. Bu kadın " Bismillahirrahmanirrahim " diye besmele çekmeden, hiçbir işine başlamazdı. Kocası,onun bu haline kızar, kadıncağıza yapmadığı eziyeti bırakmazdı. O saliha kadın ise, kocasının eza ve cefalarına sabreder ve onun doğru yola gelmesi için Allah’a dua ederdi. Bir gün,kadının kocası iyice öfkelenmişti.. Karısına yapacağı eziyet ve kötülük için bir bahane arıyor ve kendi kendine :… " Suna bir oyun çevirenimde görsün ; bakalım onu rezil olmaktan kim kurtaracak ? " diye söylenip duruyordu. Başkalarına açıkça söyleyemediği inkarcılığı,artık bütün çirkinliğiyle,içinde dolup taşmıştı. Hanımını çağırdı,ona bir kese altın vererek : - Bunu iyi sakla !!! diye tembih etti. Kadında kocasının emri üzerine hemen gitti,besmeleyi çekerek keseyi iyice sakladı. Bu arada kocası da onu gizlice takip ediyordu. Sonra karisinin haberi olmadan keseyi, karisinin sakladığı yerden aldı. İçindeki altınları boşaltarak, keseyi derin bir kuyuya attı. Aradan çok geçmeden karisini çağırdı ve: - Sana verdiğim bir kese altını hemen getir. dedi. Kadın koştu ; keseyi sakladığı yere, " Bismillahirrahmanirrahim " diyerek elini uzattı.Tam o anda, Allahu Tealinin emriyle, kese kadının sakladığı yerde içindeki altınlarla beraber aynen duruyordu. Islanan keseden suları damlıyordu. Kadın kesenin neden ıslak olduğunu anlayamadı ve keseyi kocasına getirdi. Adam içi altınla dolu keseyi görünce çok sasırdı ve karisinin söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu anladı. Sonra karısına ; - Sana çok zulmettim,çok canini yaktım,beni affet. diye yalvarmaya başladı. Allah’a tevbe ve istiğfar etti. İbadetlerine bağlı bir insan oldu. O günden sonra... Devamı

27 10 2010

dost.....

   Sana rahmet veren Rahman’dır. Merhamet veren, şevk veren, ümit veren, sevinç veren, hüzün veren. Sana yoldaş olan Rahman’dır. İyi bil ki, hiçbir yerde bir başına değildin. Bundan sonra da olmayacaksın. Her zaman yanında olan Rahman’dır. Ey Sözümü İşiten Dostum; Söz, yürekten çıktığı zaman ancak yüreğe gider. Sen de sözlerini yürekten söyle. Sana söyleneni iyi dinle. Yürekten geleni al, keder vereni bırak. Güzele çağıranı al, boş olanı bırak. Rûhunun istediğini al, istemediğini bırak..  Hayat önemlidir. Neş’elen ve gül. Hüzünlen ve ağla. Ne yaparsan yap, ama Allah rızası için olsun yaptığın. Gördüğün göreceğin Allah rızası için olsun. Hayat uzundur, hayat kısadır. Kısası uzunu, hayatın Allah rızası için olsun. Sana rahmet veren Rahman’dır. Merhamet veren, şevk veren, ümit veren, sevinç veren, hüzün veren. Sana yoldaş olan Rahman’dır. İyi bil ki, hiçbir yerde bir başına değildin. Bundan sonra da olmayacaksın. Her zaman yanında olan Rahman’dır.  Asla üç şey olma. Ümitsiz olma. Şükürsüz olma. Sabırsız olma. Mevlâ’yı bilen ümidi bilmeli. O’nu bilen şükretmeli. O’na inananın sabırlı olmalı her ameli. Çünkü O varsa, ümit vardır. Sana kapalı gelse de yollar, ümit vardır. Çünkü O varsa, nimet vardır. Şükür vardır. Sana çirkin gelse de hâller, nimet ve şükür vardır. Çünkü O varsa, sığınak vardır. Sabır vardır. Sana ne, ne şekilde görünürse görünsün, hepsinde de güzellik vardır. Ümit, şükür ve sabır, vardır. Dostum, her zaman imanı yaşa ve uyanık ol. O seni bıraksın, se... Devamı

26 10 2010

kazancı tevazuda arayınız....

Kazancı tevâzuda arayınız.”    Alçakgönüllülük ve iç huzuru birbirlerinden ayrılmaz bir bütündür. Kendinizi başkalarına kanıtlamak için ne kadar az çaba harcarsanız, içinizde huzur bulmanız o kadar daha kolay olur. Kendini kanıtlama çabası tehlikeli bir tuzaktır. Sürekli kendi başarılarınızı göstermek, böbürlenmek ve ne kadar değerli bir insan olduğunuza başkalarını inandırmak için muazzam bir enerji harcamak gerekir. Oysa, insan böbürlendiği zaman başarısının veya gurur duyduğu bir şeyin yaratacağı olumlu duyguları sulandırmış olur. Daha da kötüsü, siz kendinizi kanıtlamaya çalıştıkça diğer insanlar sizden uzak durmaya bakarlar, arkanızdan konuşup sizin güvensizlikten kaynaklanan övünme ihtiyacınızı eleştirirler; hatta, sizden nefret etmeleri bile mümkündür. Oysa, ilginçtir; insan takdir görmeye ne kadar az düşkün olursa, o oranda daha çok beğeni toplar. Sessiz bir özgüven sahibi olup, kendilerini her an haklı ve iyi gösterme kaygısı duymayan, kimsenin başarısını çalmaya kalkmayan insanlara da, herkes hayranlık duyar. Övünme gereği duymayan, ortaya egosunu değil, yüreğini koyan bir insanı, herkes çok sever .   Gerçek tevâzu pratik yaparak geliştirilebilir. Bu çok güzel bir şeydir, çünkü karşılığı sakin bir huzur duygusuyla hemen gelir. Bir daha karşınıza böbürlenme fırsatı çıktığında, bu dürtüye karşı direnin.     Kaynak: Ufak Şeyleri Dert etmeyin Dr. Richard Carlson ... Devamı

26 10 2010

kamil insan......

Kâmil insan her yönüyle ideal ve örnek insandır. Bilgisi, idraki ve aklı son derece gelişmiştir. Tüm zincirlerinden kurtulmuş, tabularını yıkmıştır. Hiç kimseyi aşağılamaz, insanlar arasında ayrım yapmaz. Almadan verir, sevilmeden sever. Boş konuşmaz, sözü öz ve gerçektir. Eline, beline ve diline hakimdir. Sonsuz hoşgörü ve tevazu sahibidir. İbadeti şekilde değil bilinçte ve yaşam tarzındadır. Zenginlikten mağrur olmaz. Fakirlikten hicap duymaz. Doğal sirküleyi hisseder, tabiatla bir ahenktir ve an’da yaşar. Her nefes alışından mutluluk duyar. Olmakta olan her şeyin bütünün yararına olduğunu bilir. Kâinatın ahengini her yerde, her şeyde ve her an gören, hisseden, yaşayan kişi’dir. Ben’den ve bencillikten uzaktır. O nefsine değil, nefsi ona tutsaktır. Cimrilik, hırs, haset, alay, kibir, yalan, riya, şehvet, şöhret, gaflet, gazap gibi çirkin karakterlerden kendini arındırmıştır. İnsanlar arasında saygıyı, dostluğu ve dayanışmayı sağlamaya çabalar. Her türlü şiddete, zulme ve işkenceye karşıdır. Kul hakkının yenmesine, hırsızlığa, sömürüye karşı durur. Barışı, adaleti, sevgiyi, mutluluk ve huzuru inşa için çalışır. Önemsediklerinin en başında yaşama hakkı gelir. Yaşayan her varlığa sevgi duyar. Ölüm korkusunu yenmiştir, ölüme yeni bir yaşama geçiş gözüyle bakar. ... Devamı

26 10 2010

hayatı oldugu gibi kabul edin

  Birçok felsefenin en temel mânevi ilkelerinden biri, hayatın belirlediğiniz gibi olmasında ısrar etmeyip, yüreğinizi o anda “olanlara” açık tutmak düşüncesidir. Bu düşünce çok önemlidir, çünkü içimizdeki mücadelelerin çoğu hayatı kontrol etme arzusundan ve gerçekte olduğundan farklı hale getirme ısrarından kaynaklanmaktadır.  Ne var ki, hayat her zaman  istediğimiz gibi değildir…  sadece olduğu gibidir.  Bizim huzurumuz,  o anın gerçeğini ne kadar kabul edebildiğimize bağlıdır. Hayatın nasıl olması gerektiği konusunda önceden oluşturduğumuz kavramlar varsa, bunlar, içinde yaşadığımız anın tadını çıkarmamıza ve o durumlardan ders almamıza engel olur. Bu yüzden, belki de bizim için mükemmel bir uyanışa yol açacak olayların değerini anlayamayız. Bir çocuğun yakınmalarına, ya da eşinizin hoşnutsuzluğuna tepki göstermektense, yüreğinizi açın ve o anı olduğu gibi kabul etmeye çalışın. Onların sizin beklediğiniz gibi davranmayışlarına itiraz etmeyin. Ya da, üzerinde epey çalışmış olduğunuz bir proje reddedildiği taktirde, bozguna uğramış gibi hissetmeden, “Ne yapalım, gelecek sefere kabul ettiririm” diye düşünün.  Derin bir soluk alın ve tepkinizi yumuşatın. Yüreğinizi bu şeklide açarken amacınız yakınmalardan, reddedilmekten, ya da, başarısızlıktan hoşlanıyormuş gibi görünmek değildir; sadece hayat umduğunuz gibi gerçekleşmediği zamanlarda, bunu kolayca kabullenebilecek hale gelmektir. Günlük yaşamın zorlukları içinde yüreğinizi açmayı öğrenebilirseniz, o güne kadar sizi hep rahatsız etmiş olan şeyleri artık sorun olarak görmeyi bırakırsınız. Perspektifiniz derinleşir.  Mücadele ettiğiniz şeylerl... Devamı

25 10 2010

höşgörü....olmak...

    Hoşgörü, sağlıklı insan davranışıdır. Hoşgörü sağlıklı insan hayatının, özüdür. Beşeri münasebetlerin temelidir. Bugün her zamankinden daha fazla hoşgörüye ihtiyacımız olduğu aşikârdır. Olumsuz birçok davranışın sebebi, yeterince hoşgörülü olamamaktır. Evde, trafikte, sokakta, okulda, işyerinde, kısaca insanın olduğu her yerde eğer hoşgörü yoksa orada bencillik, anlaşmazlık, güvensizlik, tartışma, kavga olumsuzluk adına her şeyi görebilmek mümkündür. Eğitimli ya da eğitimsiz her insanda görülebilen bir eksikliktir, hoşgörüsüzlük. Peki, bunun sebebi nedir? Neden tarih boyunca Yüce Milletimizin hasletlerinden olmuş bir davranışı, bugün yeterince gösteremiyoruz. Bunun birçok sebebi olabilir. Bunlardan kanaatimizce en önemlisi: insanın kendisi ile barışık olamamasıdır. İnsanımız, kendisine güvenmiyor, inanmıyor. Kendisini yeterince tanımıyor. En önemlisi kendisini sevmiyor, saygı duymuyor. Eğer insanın kendisine saygı ve sevgisi kalmamışsa, kendisi ile barışık olması da mümkün değildir. Düşünün, en son ne zaman aynaya bakıp, kendinize gülümsediniz. Bu sabah kaç kişiye merhaba, günaydın ya da hayırlı sabahlar dediniz. Yoksa her gördüğünüz, tanıdığınız kişi için bu işte öyle biridir diye olumsuz mu düşündünüz? Ayıbını mı aradınız? Bu sabah trafikte içinizden kaç kişiye bir şeyler mırıldandınız. Kaç defa yardıma ihtiyacı olan insanları gördüğünüzde başınızı çevirdiniz. Okulda, sınıfta, sırada kaç kişiye kötü davrandınız. Arkadaşlarınızı, bencilliğinizden dolayı üzdünüz. Yönetici iseniz, idarenizdeki kaç insanı yeterince dinlemediğiniz için k... Devamı

25 10 2010

ahlaklı ve kendini begenmişlik ten uzak olmakk..

  Yasin Doğan Yeni Şafak Gazetesi İnsanın kötüyü kötü, yanlışı yanlış olarak bilmesi, kabul etmesi gerekir. Bu kabul, insanın hiç yanlış yapmayacağı anlamına gelmez. Asıl olan insanın yanlışı doğru, kötüyü iyi gibi görmemesi, önce yanlış yapmamaya çalışması, yanlış yapınca da doğruya dönme çabası içinde olmasıdır.   Ahlak, Kur'anda “kirlenmemek” değil, “temizlenmek” ve “arınmak” anlamında kullanılır. İnsanlar Peygamberler gibi masum sıfatı taşımadığından kötülüklere ve günahlara bir şekilde bulaşırlar. Kirlenmemeye çalışmak, temiz kalmak bir idealdir, ama gerçekçi değildir. İnsanlar günlük yaşamda bir şekilde kötülük, yanlışlık ve günahlarla karşı karşıya gelir. Ahlaklı olmak, yaşamı bir “mücadeleye” dönüştürmektir. “Ahlaklı olmak” kirlenmemeye çalışmak, mevcut kirlilik ve kötülüklerden de arınmak, temizlenmek anlamındadır. İnsanın kötüyü kötü, yanlışı yanlış olarak bilmesi, kabul etmesi gerekir. Bu kabul, insanın hiç yanlış yapmayacağı anlamına gelmez. Asıl olan insanın yanlışı doğru, kötüyü iyi gibi görmemesi, önce yanlış yapmamaya çalışması, yanlış yapınca da doğruya dönme çabası içinde olmasıdır. Eğer insanlar bulaştıkları kötülükleri, karıştıkları yanlışlıkları görmezse birinci problem ortaya çıkar. Algılamada bir çarpıklık vardır. İnsanların bulaştıkları kötülükleri görmeleri, ama kötüyü kötü olarak kabul etmemeleri ikinci problemdir. Kötü ve yanlışı kabullenmemek düzelmenin ve arınmanın ... Devamı

25 10 2010

dua...insan olmak böyle ce münkünnnnn....

    ALLAHIM !   BANA ÖYLE BİR GÖNÜL VER Kİ:   Bir kuruluşun tepe noktasında yetkili olsam bile, bunu asla başka şekilde kullanmamalıyım. Günlük yaşamda "ben" yerine, daha çok "sen" sözcüğünü kullanabileyim...   BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ:   Sonsuz bir hazine gibi bitmesin, çoğalsın daha da sevdikçe, doldursun sarsın çevremi. Hatta düşmanlarımı da sevebileyim...   BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ:   Herkesten daha çok çalışabileyim, tutsak düşmeyeyim doğanın koşullarına, eşim ve çocuklarımı da mutlu et ki, mutluluğu başkalarına da götürebileyim...   BANA ÖYLE BİR SAĞLIK VER Kİ:   Düşünebileyim, konuşabileyim.   BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ: İbadet edebileyim, iyilik etmeyi ve sevinçten buğulanmış gözlerle, teşekkür edenlere; bir şey yapmadım, anımsamıyorum diyebileyim. BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ:   İyi eş, baba, anne, iyi komşu, iyi arkadaş, iyi vatandaş olabileyim. BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ:   Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için karamsarlığa düşmeyeyim, herşeyden aklanmış olarak yaşama yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim. BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ:   düşünebildiğim, yargılayabildiğim, inandığım, kahrolduğum, varolduğum şu anda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim. BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ :   Yıllar sonra beni hatırlayanlar "herkese iyilik eden, tüm insanları seven, o düzeyde de sevilen bir kişiydi " diye konuşsanlar ve ben de huzur içinde olabileyim.   BANA ÖYLE BİR İRADE VER K... Devamı

25 10 2010

tebessümm

    Tebessüm, kişinin kendisinin işitmeyeceği bir şekilde sessizce gülmesidir ki buna, kısaca gülümseme diyoruz.. Peygamber efendimiz güler yüzlü idi ve tebessüm ederek gülerdi. Gülerken, mübârek dişleri görünürdü. Güldüğü zaman, nuru duvarlar üzerine ziya verirdi. Kahkaha ile güldüğü hiç görülmedi. Sessizce tebessüm ederdi. Bazan gülerken mübarek ön dişleri görünürdü. Hep düşünceli, üzüntülü görünür, az söylerdi. Konuşmaya tebessüm ederek başlar ve; (Mü’min kardeşinin yüzüne tebessüm etmek sadakadır) buyururdu. Tebessüm, satın alınmaz, rica, minnet ve mihnetle elde edilemez ve hiç kimse de ödünç vermez. Çalmak da mümkün değildir. Tebessüm eden kimse, başkalarına ikramda bulunuyor demektir. Gülümsemenin, bir maliyeti, bir külfeti yoktur ama, insana çok şey kazandırır. Tebessüm, vereni fakirleştirmeden, alanı zenginleştiren bir güce sahiptir. Gülümseme, sadece bir an sürer. Fakat, hatırası bazen ebediyyen yaşar. Ancak tebessüm, kendiliğinden verilmedikçe, hiç kimsenin işine yaramaz. Allahü teala sabredenleri ve iyilik edenleri sever. İnsanlara hizmet edenleri, nasihat verenleri, tatlı dilli, güler yüzlü olanları, iyi iş yapanlara yardım edenleri sever. Kendini beğenenleri sevmez. Gülümsemek sadakadır... Müslüman dili ile, eli ile kimseyi incitmez. Zira başkasını incitmek günahtır ve fitne çıkmasına sebep olur. Herkese karşı, güler yüzlü, tatlı dilli olmak lazımdır. Münakaşa etmek, dostluğu giderir ve düşmanların çoğalma... Devamı

22 10 2010

ALLAHI SEVMEKK...

 koklamamız ve yemeklerin lezzetini tadabilmemiz için burnumuzu ve dilimizi yaratmıştır. Allah'ı sevmek ve O'na güvenmek Annenizin, babanızın sizi sevmesi hoşunuza gidiyor değil mi? Siz de onları çok seviyorsunuz. Onlar sizi koruyor, sevgi gösteriyor, ihtiyaçlarınızı karşılıyor. Onlara güveniyorsunuz. Zor bir durumda kalsanız size yardıma koşacaklarını biliyorsunuz. Peki Allah'ı ne kadar seviyor ve O'na ne kadar güveniyorsunuz? Allah, yarattığı bütün canlıların her ihtiyacını verendir. O'nun sonsuz şefkati ve merhameti sayesindedünya üzerinde  nimetler içinde ve rahat yaşıyoruz. Mesela bizim yaşayabilmemiz için Allah Güneş'i yaratmıştır. Beslenmemiz için sebzeleri, meyveleri, hayvanları yaratan da Allah'tır. Bu sayede ekmek, süt, et ve birbirinden lezzetli sebzeleri ve meyveleri yeriz. Allah içecek suyumuzun olması için de yağmuru yaratmıştır. Ayrıca tuzlu su olarak denizleri yaratan da Allah'tır. Denizlerdeki canlılar da bu sayede yaşarlar. Yağmurlar olmasaydı yeryüzünde ne tatlı ne tuzlu su olurdu. Su, yaşamımız için çok önemlidir. Çünkü biliyorsunuz ki insan susuz ancak birkaç gün yaşayabilir. Allah vücudumuzda da mikroplara karşı savaşan savunma sistemini yaratmıştır. Savunma sistemimiz sayesinde basit bir nezle mikrobu ile ölmemiz engellenmiştir. Bunlardan başka kalbimizi hiç durmadan çalışacak şekilde yaratan da Allah'tır. Kalbimiz araba motorları gibi ara sıra durup dinlenme ihtiyacında olsa, sonra tekrar çalışsa elbette yaşayamazdık. Oysa kalp insan ölene kadar senelerce hiç durmadan çalışır ve bu sayede hayatımızı sürdürürüz. Yine, Allah görebilmemiz için gözlerimizi, duyabilmemiz için kulaklarımızı, güzel kokula... Devamı

26 05 2009

gel...!

“Gel…!Gel, gel, ne olursan ol yine gel,İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…Dünde geçti ,düne ait söz de… dün gibi gelip geçti.Bu gün yeni söz söylemek gerek.Her gün bir yere konup bir yerden göçmek,akarsu gibi bulanmaktan, donmaktan kurtulmak ne hoş !EY oğul ; bağı çöz, azat ol !..Ne zamana kadar altın gümüş esiri olacaksın?..Dünya malı, Allah’ın gülümsemeleridir.Bizi bu suret sarhoş, mağrur ve perişan etmiştir.Azıksızlık azığı sana azık olursa ;baki olan can bahçen güllerle, süsenlerle dolar.Dost altın gibidir. Belada ateşe benzer.Halis altın, ateş içinde saf bir hale gelir…Ten deniziyle gönül denizi birbirine bitişiktir,fakat aralarında bir berzah var,birbirlerine karışmazlar.Doğru olursan ok gibi ;yabana atarlar seni …Eğri olursan yay gibi ; elde üstünde tutarlar seni…Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin, karşındakinin anlayabildiği kadardır.”Mevlana Celaleddin Rumi (k.s) Devamı

28 02 2009

ekolturkiye

Kategori: edebiyat   Allah dostlarının sözlerinden -Ben senin rızanı kendi memnuniyetime tercih ettim. Senin rızan benimdir. Onun için onu gizli tutarım. -Her şeyde kendini ara ve kendi içinde her şeyi,, -Manevi tekamüllerin başlangıç noktası, hiçliğe varabildikten sonradır. -Sevgiliden bir şey uman veya ondan bir şey isteyen kişi muhib seven değildir, olamaz.çünkü muhib her şeyi sevdiği uğruna harcayandır. - Şeytan maneviyat yolcusunda fenaya ermedikçe öfke anında sırayette yol bulabilir, fakat nefsini fenaya erdirmiş bir kimsede öfkenin yerini gayret alır, gayret ise şeytanı kaçırır,kıskançlığın yerini düşkünlük alır. - Kin ve öfke nefsin metanetini yok eder, nefis isteğinin aksini yapılmasını istemez. - Nefis kalbin halini kendine mal etmesiyle ucuba yakalanır. - Kul gerçek tevazuyu en çok kalbinde müşhade nurunun parlaması ile erişebilir. çünkü müşhade anında nefis erir, Nefsin tesirini yitirmesiyle; kul Kibir ve ucup aldanmasından kurtulur. - Nefis kalbe doğan varidatı, çalıp kendisine mal etmesiyle manevi halini kaybeder. - Hayırlı bir ameli insanlar görecek diye terk etmek riya ,İnsanların gömesi için amel işlemek şirktir. - Mevlana ;Allah c.c. bir kimsenin ayıbını yüzüne vurmak istese, o kimseye başkasının ayıbını söylettirir. - Müslümanlar arasında kendisinden daha şerli olanları düşünmek, tevazu nimetlerinden mahrum olacağına, dolaysiyle kibirli olacağını söyledi.çünkü ona göre gerçek tevazu ; nefs için bir makam ve hal görmemektir. - İnsan ne zaman mütevazi olur? Nefsinin şerrini ve ayıbını bildiği,Kendisini insanlardan daha kötü gördüğü, Kendisinde bir değer ve manevi hal görmediği zaman - Halk içinde kendisinden daha şerli kimseyi görmemek. - Eğer nefsini... Devamı

12 05 2008

türkiye

  Motivasyonu etkileyen faktörlerin biri de ailedir. Aile bilinçli veya bilinçsiz, gencin bu zor döneminde onu olumlu ya da olumsuz şekilde etkilemektedir.Amacımız öğrenciyi olumlu desteklemek iken yaptığımız bazı davranış ya da sözler, motivasyonu düşürüp kaygı düzeyini yükseltebilir. Olumlu motivasyonu sağlamanın en önde gelen adımı genci anlamaktır. Bu dönemin onun için zorlu olduğunun farkında olduğumuzu gence yansıtmak önemlidir. Bu yansıtma sürecinde etkili iletişimde bulunmak gerekmektedir. Birbirini tanıyan ve birbirlerini oldukları gibi kabul eden ve birbirine güvenen bir aile ortamında genç, kendisini anlaşılır ve güvende hissedecektir.Olumlu Motivasyon Sağlama Yolları    * Geçirdiği zorlu süreçte yanında olduğumuzu hissettirmek.Bu dönemin genç için hem dershane, hem de okul derslerini birlikte götürme çabasından dolayı zorlu olduğu ve her zaman yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz.    * Etkili iletişim ortamının sağlanması.Birlikte olduğunuz ortamlardaki konuşmalarınızın hep sınava yönelik olması iletişiminizin kopmasına ve gencin üniversiteye girmesinin hayatınızın tek amacı olduğu yönünde bir mesaj almasına neden olur. Zaman zaman yaptığımız hatırlatmalar dışında daha önceki dönemlerde olduğu gibi, iletişimimizi farklı alanlarda sürdürmeye devam etmeliyiz.    * Kendi beklentilerimizin farkında olmak.Kendi yapamadığımız, içimizde kalan hedeflerimizi gence empoze edip onun bu hedeflere ulaşmasını sağlamaya çalışmak yerine onun kendi hedeflerini bulmasına fırsat verecek ortamlar yaratmaya çalışmalıyız.    * Sınava hazırlanma sorumluluğunun gence ait olduğunun kabullenilmesi ve üstlenilmemesi.    * Gencin yapamadıklarının değil, yapabildiklerinin vurgulanması.    * Sınavlarda ölçülenin kişiliği olduğu mesajlarından kaçınmak. Sınavlardan elde ettiği sonucun gencin kişiliğini yansıtmadığı ve bu sınavın bilgi sınavı olması yanında aslında bir pe... Devamı

10 05 2008

mükemmel olmak ve anne

* Süreç yerine sonuca endekslenen anne-babalar da yine çocukların sabırlı olmalarına engel olmaktadır. Mutlak başarı bekleyen mükemmeliyetçi ebeveynlerin sabırsız olduklarını görürüz. Çocuğun ders çalışma sürecine ve gayretine çok önem vermezler; çünkü ortaya çıkacak sonuç, onların tatmin olma ya da olmama durumlarını belirler. Oysa asıl olması gereken amaç için ortaya konulmuş sabırlı gayrettir. Maalesef toplum olarak çocuk yetiştirmeyi, çocukların karnını doyurmak, kıyafetlerini almak, okul ihtiyaçlarını karşılamak, dershane taksitlerini ödemek zannediyoruz.  Maalesef anne babalar çocuklarının hangi yemeği yiyip yemeyeceği ile ilgilendikleri kadar hangi filmi izleyip izlemeyecekleriyle ilgilenmez oldular. Yemek çocuğunuzun sadece midesini kirletir. Çok ağır değilse yedikleri, ya birkaç gün hasta yatar, ya da midesi yıkanır. Her gün zehirli filmlerle ruhu kirlenen çocukların ne hale geldiğini görmek zorundayız. “Zehirsiz film var mı ki?” diye düşünmeyin! Evet, maalesef zehirsiz film sayısı çok az.  Bence asıl sorunumuz, çocukları zehirlerden korumayı başaramamış olmak değil. Kendimizi bu zehirlerden koruyamıyoruz ki, çocukları nasıl koruyalım? Kendini kurtaramayan başkasını kurtaramaz. Kendini koruyamayan başkasını koruyamaz.   Söylesem “söz” olur, söylemesem içimde “köz” olur… Takip ettiği dizinin bir sonraki bölümünü kaçırmamak için aceleyle sofrayı toplayıp, kumanda elinde televizyonun başına geçen annelerin çocuklarından şikâyetçi olmaya hakkı var mı? Tuttuğu futbol takımın tüm futbolcularını, yedekleriyle birlikte ezbere bildiği halde, oğlunun bir tane arkadaşını tanımayan babanın, oğlundan sürekli şikâyetçi olmaya hakkı var mı? Vücudum bozulmasın diye çocuğunu emzirmeyen annelere (!) söyleyecek fazla bir şey bulamıyorum! Bedeninden bir parça olan, ciğerparem diye tanımladığımız öz evladını bile doyasıya bağrına basma duygusunu kaybetmiş birisine ne diyebilirsiniz ki? Bana bir tan... Devamı

05 05 2008

özgüven

  Özgüven; temel olarak 0 - 6 yaşlarında, ailedeki yaşantılardan kazanılır. Özgüven;yani kendine güven kavramı, bir şeyi yaparken bireyin kendine inanması, bu işi yapabilirim, diyebilmesidir. Özgüven denilen kavram çocuklukta nasıl sağlam temellenir?Herkesin yapabileceği ve yapamayacağı şeyler vardır. Örneğin ben, Naim Süleymanoğlu gibi halterde dünya rekortmeni olabilirdim. Küçük yaştan beri düzenli antrenman ve gerekli gıdaları alsaydım, ben de rekortmen bir sporcu olarak karşınıza çıkabilirdim. Şunu sorabilirdiniz; hocam sen nerede, Naim Süleymanoğlu gibi olmak nerede, diyebilirsiniz. Genetik özellikleri bir kenara bırakırsak onun gibi olabilirdim. Dünya şampiyonluğu bir tarafa, insanın kendine güveni; yani özgüveni tam olabilmesi için ailesinden destek alması lazım.Doğan Cüceloğlu'nun bir televizyon programında vermiş olduğu şu örnek, çok basit bir örnek gibi görünüyor ama çok önemli ve dikkat edilmesi gerekir. Doğan Cüceloğlu, Amerika'daki eğitimi sırasında Amerikalı bir asistan ile aynı odayı paylaşmak zorunda kalmış. Bir gün Amerikalı asistan, çocuğunu getirmiş. Çocuk 1,5 ' 2 yaşlarındaymış. Çocuk,koltuğa çıkmaya çalışıyormuş, hocamız da iyilik olsun diye çocuğa yardımcı olup onun koltukta rahat oturmasını sağlamak istemiş. Birden neye uğradığını şaşırmış. Amerikalı asistan arkadaşı:' Sen ne yapıyorsun? O, koltuğa çıkabilir! Böyle yaparak ona iyilik yaptığını mı sanıyorsun? Onun yapacağı işleri yaparak onun kendine güvenini zedeliyorsun.' demiş.Biz de öyle yapmıyor muyuz? 'Aman o bilmez, o yapamaz.' demiyor muyuz? Acaba kaçımız küçük çocukların kendi kendilerine yemek yemeleri için fırsat vermişizdir?' Aman çevreyi kirletir, üstüne döker, karnını tam doyuramaz' vb. Bunun gibi yüzlerce mazeret içeren cümle söyleyip dururuz. Bazen bir su getirmesini isteriz ,getirmeyince: 'Artık büyüdün ,bir su bile getiremiyorsun'. Başka bir şey olunca:'Sen küçüksün, sen bunu yapamazsın'. Çocukla... Devamı

29 04 2008

küçük ruh un hikayesi

      Küçük Bir Ruhun Hikayesi "Günün birinde küçük ruh heyecan içinde Tanrıya gider ve ona "Ben kim olduğumu biliyorum" der. Tanrı, peki sen kimsin? der. Küçük ruh "Ben ışığım" der. Ve Tanrı, "Doğru, sen ışıksın!" der. Ruh bir an düşünür ve sonra "ama ben ışık OLMAK istiyorum."der. Tanrı, "Ama sen IŞIKSIN."der. Ruh," Işık olduğumu biliyorum, ama ışık OLMAK istiyorum. Işık olmayı kendim deneyimlemek istiyorum. Kendi deneyimlerimle bilmek istiyorum." Der. Tanrı, "Oh anladım, sen halihazırda olduğun şeyi deneyimlemek istiyorsun." der. Küçük Ruh, "evet, istediğim budur. Kendimi ışık olarak deneyimlemek istiyorum - sadece bilmek yetmiyor. Işık olmayı yaşamak istiyorum." der. Tanrı der ki, " bunu anlayabiliyorum, ancak bu çok zor bir iş. Çünkü yarattığım ışıktan başka bir şey yok ortada. Ve senin ışığın güneşin içindeki bir mum gibi. Sen orda milyarlarca ve milyarlarca başka mumların arasındasın ve hepiniz birlikte güneşi oluşturuyorsunuz. Bu mumlardan bir tanesi dahi olmasa güneş de olmaz. Işıkların arasında ışığını farketmek istiyorsun ki bu oldukça karışık bir bilmece." "İyi ama sen Tanrısın, bir çözüm bulursun." Der küçük Ruh. "Düşündüm ve buldum." Der Tanrı. Kendini ışıkların içinde bir ışık olarak farketmen imkansız olduğuna göre seni, senin olmadığın bir şeyle kuşatacağız. Birlikte senin olmadığın bir şeyi hayal edip seni onunla saracağız ve bunun adını karanlık koyacağız. Seni bu karanlıkla saracağız. Seni senin tam zıddın olan bir şeyle sararak senin ne kadar parlak bir ışık olduğunu deneyimlemeni sağlayacağız." Küçük Ruh, "Tamam, ben karanlığı getirmeye razıyım, böylece ışık olabileceğim." dedi. Tanrı, "Bunu senin için istedim. Seni karanlıkla kuşatacağım ama kendini karanlıkla kuşatılmış bulduğun an yumruğunu kaldırıp, göklere küfretme, sadece karanlığı aydınlatan bir ışık ol ki gerçekten ışık olduğunu bilebilesin. Ve dokunduğun yaşamların hepsi de senin ne olduğunu bilebilsinler. İnsanların önünde parlamalısın ki onlar... Devamı

26 04 2008

fedakar olmak

ERGENLE YAŞAMAK Pazartesi, 09 Nisan 2007 Ergenlik dönemi, fiziksel, hormonsal değişimin yanında ikili duyguların yaşandığı kendine özgü özellikleri ve sorunları olan bir geçiş dönemidir. Bu dönemde bulunan çocuklar kendilerini tanıma yolunda büyük bir çaba harcayarak bir takım sorulara cevap bulmaya çalışırlar. ""Ben kimim?"", ""Nelerden hoşlanırım?"", ""Gücüm ve yeteneklerim nedir?"", ""Neleri yapamam, neleri yapabilirim?"", ""Gelecekte ne olacağım?"" gibi sorular onların kafasını sürekli meşgul etmektedir.   Ergenler bir yandan bu sorulara cevap bulmaya çalışırken, diğer yandan birtakım çelişkiler de yaşayabilmektedirler.Anne-babaların ergene zaman zaman çocuk, zaman zaman yetişkin gibi davranması, ergenlerin rolleri ve bunlara ilişkin beklentilerdeki belirsizliği arttırır ve çocuğun kafasındaki çelişkilere yenilerinin eklenmesine neden olabilir. Ergen, bir yandan büyüyüp yetişkin sorumlulukları almak ister, bir yandan da çocuk kalıp çocukluğun güvenli, korunan sıcaklığı içinde yaşamak ister. Yetişkinlik ve çocukluk arasında gidip gelen ergen, yoğun, karmaşık duygular içinde zaman zaman uygun olmayan davranışlar da gösterebilir. Anne babanın, gencin içindeki bu çatışmaların farkında olması iki taraf için uzlaşmacı bir ilişkinin gelişmesinde ilk adımdır.Yaşanan bu hassas dönemi en sağlıklı şekilde geçirebilmek için anne-babalara çok kritik görevler düşmektedir. Çocuğuma Neler Oluyor? Doğumundan, süt emmesine, emeklemesine, ilk dişini çıkarmasına, ilk adımını atışına şahit olduğunuz bebeğiniz, çocuğunuz artık büyüyor. Ayaklarınızın altında dolaşan çocuğunuz bir bakmışsınız ki boyunuza gelmiş, hatta geçmiş olabilir. Artık ona bakarken sizin başınızı kaldırmanız gerekiyor olabilir. Peki bu süreçte siz velilerimizden neler duyuyoruz?""Oğlumla aramızdaki problemler gittikçe artıyor. Onunla işimiz gün geçtikçe daha da zorlaşıyor.""""Kızımız halinden memnun değil; sık sık inatçı ve mızmız oluyor. Ne yapsak bu tutumunu değiştirmiyor. Ailemiz ... Devamı

24 04 2008

cimri ve pinti olmak

Tutumluluk, gerektiği yerde ve gerektiği zamanda gerektiği kadar harcamak, ama gerekenlerden fedakârlık etmemektir. Cimrilik, gerekenlere de harcamamak, gelip gelmeyeceği belli olmayan ilerisi için biriktirmek uğruna, birçok şeyden uzak durmaktır. Savurganlık, her yerde ve her zaman, gerisini hiç düşünmeden hesapsız harcamaktır. Erdem ise, gerektiği kadar harcamak, ama gerekenleri insani değerlere göre belirleyerek gerektiği kadar harcamak, geriyi de düşünmek demektir... Çocuklarımızı eğitirken, tutumlu mu, cimri mi, savurgan mı, yoksa erdemli mi olmasını istiyoruz? Farkına varmadan söylediklerimiz ve yaptıklarımızla onlara neleri öğretiyoruz? Ve bu hikâyelerden hangisi, hangi kavram için örnek olabilir? SEVGİYLE… alıntı:   Pintiyim ben pintiii   Kocam ve bir kısım arkadaşım öyle diyor. Başkalarına karşı değil kendim için bir pintilik elhamdülillah.Başkasına pinti olmaktan çok fena korkarım şu dünyada.Ama kendime gelince evet onlara hak veriyorum pintiyim.Ama kızgınlıktan pinti olmak benim durumum. Kızıyorum kadınlar ve çocuklar söz konusu olduğunda her şeyin pahalı olmasına.Bakın erkek ve kadın parfümlerine. Aynı marka parfümlerde dahi, erkek kokuları her zaman daha ucuz kadın kokularından.Erkek berberleri her zaman daha ucuz kadın berberlerinden. Her konuda ayrım var.Geçen ay Türkiye’ye geldiğimde kaşlarımı aldırmak için girdiğim kuaförde 5 dakika oturmuşken çıkışta ödediğim 20 YTL beni bayıltacaktı nerdeyse. Ne oluyorsunuz yahu?Kuaförde bir dip boya ve fön maliyeti 60 YTL. Bu da Nişantaşı’nın sokak kuaförü üstelik. Ohh iyi ki çalışmıyorum diyorum her kuaför çıkışında. Düşünün haftada iki defa kuaföre gitseniz fön için, ayda bir saçınızı boyatsanız, ağdası var manikürü pedikürü var battınız siz. Katiyen veremem o paraları. Kan ağlarım. Hele bir de kafanızla 2-3 saat uğraşmalarının gerekeceği bir şeyler yapacaklarsa kredi kartınızı onlara teslim edip çıkın, o halde durum.Sezon denilen zamanlarda herhangi bir mağazaya gi... Devamı