24 11 2010

kayserili....

Kayserilinin oğlu kayseriliden para ister: - "Baba beş milyon verir misin?" Kayserili: - "4 milyon mu dedin? Napcan lan 3 milyonu, 2 milyon neyine yetmiyo! Al sana 1 milyon yeter!" der. Oğlu parayı alır ve: - "Hehe.. baba zaten 500 bin lira lazımdı.." der. Bunun üzerine kayserili: - "Bak sen kerataya, demek sahte para vermesem kazıklayacaktın beni.." der. Devamı

11 05 2008

hayat paşlaşmakltır

· Hayatın anahtarı kendimi keşfetmemde sanki! Kendimi keşfetmem de hayatın ta kendisi. İçimde dolaşıp duran harfler var. Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım. Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim. Olduğum bir ben var. Olmak istediğim bir ben daha var. Bir kıyı var, uzak mı yakın mı bilemediğim. Huzur ve sükuneti bulurum sandığım. Farklı pencereler, bakamadığım. Uzak ülkeler kadar uzak bir ben var. Aynadaki kadar yakın bir ben daha. Bir çocuk var yine içimde oradan oraya koşturan ve bir ihtiyar derin çizgileriyle geriye bakan. Hiçbir şey için “Benimdir,” deme Sadece de ki; “Yanımdadır.” Çünkü ne altın, ne toprak, Ne sevgili, ne hayat, Ne ölüm, ne huzur, ne de keder, Daima seninle kalmaz. D.H. Lawrance Saklambaç oynayan dünyalar içimde, sobeleyemediğim. Aralayamadığım kapılar, bulamadığım anahtarlar, açamadığım kilitler var yine. Mavi ve beyaz çoğu zaman. Özgür ve temiz. Biri deniz, bir beyaz bir martı. Yağmurun ardından nefis bir toprak kokusu içime çektiğim. Hayatla ölüm arasında kısacık, incecik bir çizgi var çözemediğim. İçimde, içimi anlatan bir kilim var dilini sökemediğim. Balonlar var rengarenk, bilerek ipini bıraktığım. Uçurtmalar var kocaman enginlere saldığım. Oyuncaklar sonradan bulduğum. Ve kuşlar salıverdiğim. Aydede var ucunda sallandığım. Papatya tarlaları, içinde kaybolduğum. Bir gül bahçesi var içinden geçtiğim. İçimde dolaşıp duran harfler var. Kelimeler ve cümleler de. Doğru yerde bir virgül, yanlış yerde bir nokta var. Soru işaretlerinin yağmuru, ünlemlerin şaşkınlığı var. Satır başları ve araları. Yapısına uymayan, yarım kalmış cümlelerim var bir yerlerde, var olduğunu hep bildiğim. Mektuplar var henüz yazılmamış. Korkular var yine içimde yapışkan ve soğuk. Olduğum bir ben var. Olmak istediğim bir ben daha var. Ümitlerim var gökkuşağının arkasında. Filize dönmüş tohumlar. Günü karşılayan, geceye karışan. Yıldızlar kadar uzak, rüzgarlar kadar özgür ve dün kadar yorgun. Manzaralar var, seyret... Devamı

16 04 2008

fil hikayesi

Ağlamayın, Sinirlenmeyin, Dinleyin Amerika’da, Denizcilik Enstitüsü’nün yayınladığı bir dergide Frank Koch ilgi çekici bir hatırasını anlatıyor; “Eğitim filosuna verilmiş olan iki savaş gemisi birkaç gündür kötü hava şartlarında manevra yapıyorlardı. Ben, en öndeki savaş gemisinde görevliydim ve hava kararırken köprüde nöbetteydim. Yer yer sis vardı ve görüş alanı dardı. Bu nedenle komutan da köprüdeydi, bütün faaliyetleri denetliyordu. Karanlık bastıktan kısa bir süre sonra köprünün gözetleme yerinde iskele tarafındaki nöbetçi haber verdi: “Işık, sancak tarafında.” Komutan seslendi: “Dümdüz mü ilerliyor, yoksa kıça doğru mu gidiyor?” Nöbetçi: “Dümdüz ilerliyor, komutanım”, diye cevap verdi. Bu o gemiyle tehlikeli bir çarpışma rotası üzerinde olduğumuz anlamına geliyordu. Komutan nöbetçiye emir verdi: “Gemiye mesaj gönder, çarpışma rotasındayız. Rotanızı 20 derece değiştirmenizi öneriyoruz.” Karşıdan şu sinyal geldi? “Rotanızı 20 derece değiştirmeniz önerilir.” Komutan, “mesaj gönder” dedi “Ben komutanım, rotayı 20 derece değiştirin.” Karşıdaki: “Ben deniz onbaşıyım, rotanızı 20 derece değiştirirseniz iyi olur.” Diye cevapladı. Komutan bu arada iyice öfkelenmişti. Hırsla emretti. “Mesaj gönder! Ben bir savaş gemisiyim, rotanızı 20 derece değiştirin.” Karşıdaki ışıklarla işaret verdi: “Ben bir deniz feneriyim. Rotayı değiştirdik.” ••• Her birimiz hayat okyanusunda yol alıyor ve çoğu zaman da sisler arasında rotamızı belirliyoruz. Enine boyuna düşünmeden, iyice araştırmadan, tahmin ve ihtimale göre karar vermeyi önyargı, peşin hüküm veya zan olarak ifade ediyoruz. Olumsuz, kötü zan ise suizan kelimesinde mânâsını buluyor. Önyargılarımız nisbetinde sisler yoğunlaşıyor. Kararlarımızı algılamalarımıza göre veriyoruz. Beynimiz bir kalemi, mızrak, portakal veya ka... Devamı

28 01 2008

kırlangıç...

Karlı bir kış günüymüş...Yağan kardan üşümüş küçük kırlangıç,Yalnız bir adamın penceresinin dışına gelip gagasıyla camı tıkırdatmış, adeta adamın onun içeri girmesine müsaade etmesini istemiş. Yalnız adam bu isteği görmüş, "Olmaz alamam, git başımdan" der gibi kuşu kovalamış, sonra da kendi kendine söylenmiş;"Hıh, camı tıkırdatmakla kendisini içeri alacağımı mı sanıyor acaba..?" Gecenin ilerleyen saatlerinde canı sıkılmış, rüzgar ve soğuk arttıkça yalnız adamı daha başka düşünceler sarmış,kırlangıcın arkadaşlığını geri tepmekten biraz pişmanlık duymuş... "Keşke kuşu içeri alsaydım. Ona biraz yiyecek verirdim. Minik kuş oradan oraya uçar, neşeli sesler çıkartır, cıvıldar, yalnızlığımı paylaşırdı. " demiş. Ertesi sabah ilk iş pencereyi açıp etrafına bakınmış adam, belki kırlangıç oralarda bir yerlerde olabilir diye düşünmüş.Ama görememiş zavallı kırlangıcı...Uzun kış geçmiş, yine yaz gelmiş...Etrafta kırlangıçlar, cıvıldayarak uçmaya başlayınca;yalnız adam, heyecanla camını sonuna kadar açıp kuşu beklemiş...Ama hiç gelen olmamış. Onun hevesle havada uçan kuşlara baktığını gören komşusu hikayeyi öğrenince hafif buruk bir sesle: "Sevgili komşum, anlaşılan sen kırlangıçların sadece 6 aylık bir ömürleri olduğunu bilmiyordun?" demiş. Bunu işiten yalnız adam çok üzülmüş ama üzülmek için de artık geç kaldığını anlamış...Dikkatli olun...Farkında olun...Kendinize bir sorun... Acaba, siz kaç kırlangıç kovaladınız..?Hiç geri çevirmediniz mi bugüne kadar size sunulan bir dostluğu? Hayatta bazı fırsatlar vardır ki,sadece bir kez karşımıza çıkar, değerini bilemezsek kaçıp giderler. Devamı

27 01 2008

İYİLİK YAP DENİZE AT HALIK BİLMEZSE .....

''İyilik yap denize at, balık bilmezse...'' tarzı bir öykü İskoçya’da adı Fleming olan yoksul bir çiftçi yaşıyordu. Bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor, yardım istiyordu. Çiftçi, çocuğu bataklıktan çıkardı, ölümden kurtardı. Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli biri indi... Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak kendini tanıttı ve “Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum” dedi. Yoksul ve onurlu Fleming, “Kabul edemem” diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıda çiftçinin küçük oğlu göründü, “Bu senin oğlun mu?” sorusuna çiftçi gururla, “Evet!” dedi. Kurtarılan çocuğun babası, “Gel seninle bir anlaşma yapalım” dedi. “Oğlunu bana ver, iyi eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa, ileride gurur duyacağın bir kişi olur.” Bu konuşmalar sonunda Fleming’in oğlu iyi bir eğitim gördü. Londra’daki St. Mary’s Hospital Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adını Pensilin’i bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra, aristokratın oğlu zatürreeye yakalandı. Onu ne mi kurtardı? Penslin!Aristokratın adı: Randoloph Churchill.Oğlunun adı: Winston Churchill.Kurtaran doktor: Çiftçinin oğlu Sir Alexander Fleming.>> İnternetten ... Devamı