11/5/2008 · Kategori: edebiyat

·

Hayatın anahtarı kendimi keşfetmemde sanki! Kendimi keşfetmem de hayatın ta kendisi. İçimde dolaşıp duran harfler var. Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım. Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim. Olduğum bir ben var. Olmak istediğim bir ben daha var. Bir kıyı var, uzak mı yakın mı bilemediğim. Huzur ve sükuneti bulurum sandığım. Farklı pencereler, bakamadığım. Uzak ülkeler kadar uzak bir ben var. Aynadaki kadar yakın bir ben daha. Bir çocuk var yine içimde oradan oraya koşturan ve bir ihtiyar derin çizgileriyle geriye bakan.

Hiçbir şey için “Benimdir,” deme

Sadece de ki; “Yanımdadır.”

Çünkü ne altın, ne toprak,

Ne sevgili, ne hayat,

Ne ölüm, ne huzur, ne de keder,

Daima seninle kalmaz.

D.H. Lawrance

Saklambaç oynayan dünyalar içimde, sobeleyemediğim. Aralayamadığım kapılar, bulamadığım anahtarlar, açamadığım kilitler var yine. Mavi ve beyaz çoğu zaman. Özgür ve temiz. Biri deniz, bir beyaz bir martı. Yağmurun ardından nefis bir toprak kokusu içime çektiğim. Hayatla ölüm arasında kısacık, incecik bir çizgi var çözemediğim. İçimde, içimi anlatan bir kilim var dilini sökemediğim.

Balonlar var rengarenk, bilerek ipini bıraktığım. Uçurtmalar var kocaman enginlere saldığım. Oyuncaklar sonradan bulduğum. Ve kuşlar salıverdiğim. Aydede var ucunda sallandığım. Papatya tarlaları, içinde kaybolduğum. Bir gül bahçesi var içinden geçtiğim.

İçimde dolaşıp duran harfler var. Kelimeler ve cümleler de. Doğru yerde bir virgül, yanlış yerde bir nokta var. Soru işaretlerinin yağmuru, ünlemlerin şaşkınlığı var. Satır başları ve araları. Yapısına uymayan, yarım kalmış cümlelerim var bir yerlerde, var olduğunu hep bildiğim.

Mektuplar var henüz yazılmamış. Korkular var yine içimde yapışkan ve soğuk. Olduğum bir ben var. Olmak istediğim bir ben daha var. Ümitlerim var gökkuşağının arkasında. Filize dönmüş tohumlar. Günü karşılayan, geceye karışan. Yıldızlar kadar uzak, rüzgarlar kadar özgür ve dün kadar yorgun. Manzaralar var, seyretmeye doyamadığım. Kayıplarım var tutamadığım. Okyanus derinliklerine dağların zirvelerine yolculuklarım, küçük mağaralara kaçışlarım.

İçimde dolaşıp duran harfler var. Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım. Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim...

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

11/5/2008 · Kategori: bilim

pagerank
<****** language=JavaScript src="http://www.aramakurdu.com/pagerank.php?url=http://gonuldendamlalar.blogcu.com/" type=text/**********>

<****** language=JavaScript src="http://www.aramakurdu.com/pagerank.php?url=http://gonuldendamlalar.blogcu.com/" type=text/**********>
1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.
2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır.
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.
7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.
11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

10/5/2008 · Kategori: egitim

* Süreç yerine sonuca endekslenen anne-babalar da yine çocukların sabırlı olmalarına engel olmaktadır. Mutlak başarı bekleyen mükemmeliyetçi ebeveynlerin sabırsız olduklarını görürüz. Çocuğun ders çalışma sürecine ve gayretine çok önem vermezler; çünkü ortaya çıkacak sonuç, onların tatmin olma ya da olmama durumlarını belirler. Oysa asıl olması gereken amaç için ortaya konulmuş sabırlı gayrettir.

Maalesef toplum olarak çocuk yetiştirmeyi, çocukların karnını doyurmak, kıyafetlerini almak, okul ihtiyaçlarını karşılamak, dershane taksitlerini ödemek zannediyoruz. 

Maalesef anne babalar çocuklarının hangi yemeği yiyip yemeyeceği ile ilgilendikleri kadar hangi filmi izleyip izlemeyecekleriyle ilgilenmez oldular.

Yemek çocuğunuzun sadece midesini kirletir. Çok ağır değilse yedikleri, ya birkaç gün hasta yatar, ya da midesi yıkanır.

Her gün zehirli filmlerle ruhu kirlenen çocukların ne hale geldiğini görmek zorundayız.

“Zehirsiz film var mı ki?” diye düşünmeyin! Evet, maalesef zehirsiz film sayısı çok az. 

Bence asıl sorunumuz, çocukları zehirlerden korumayı başaramamış olmak değil. Kendimizi bu zehirlerden koruyamıyoruz ki, çocukları nasıl koruyalım?

Kendini kurtaramayan başkasını kurtaramaz.

Kendini koruyamayan başkasını koruyamaz.

 

Söylesem “söz” olur, söylemesem içimde “köz” olur…

Takip ettiği dizinin bir sonraki bölümünü kaçırmamak için aceleyle sofrayı toplayıp, kumanda elinde televizyonun başına geçen annelerin çocuklarından şikâyetçi olmaya hakkı var mı?

Tuttuğu futbol takımın tüm futbolcularını, yedekleriyle birlikte ezbere bildiği halde, oğlunun bir tane arkadaşını tanımayan babanın, oğlundan sürekli şikâyetçi olmaya hakkı var mı?

Vücudum bozulmasın diye çocuğunu emzirmeyen annelere (!) söyleyecek fazla bir şey bulamıyorum! Bedeninden bir parça olan, ciğerparem diye tanımladığımız öz evladını bile doyasıya bağrına basma duygusunu kaybetmiş birisine ne diyebilirsiniz ki? Bana bir tane “hayvan” gösterin “vücudum bozulmasın” diye evladını başkalarına teslim eden. Ben duymadım. Biliyorum, bu cümle biraz ağır oldu ama içimden geldiği gibi yazmasam içimde “köz” olacak.

 

Kahvaltılık bilgi

Bir devlet başkanının küçük bir hatırasını nakledeyim önce.

“Annem her sabah kahvaltıdan önce gazeteleri okur, önemli ve güzel haberleri panoya kesip asardı. Sonra gelip bizi kaldırırdı. Yüzümüzü yıkadıktan sonra panodaki yazıları okur sonra kahvaltı yapardık. Üniversiteyi bitirinceye kadar bu böyle devam etti.”

Anne sabah erken kalkıp önce gazeteleri okuyor. Kendini sürekli geliştiriyor. Sonra evlatlarına faydalı olacak bilgileri işaretliyor. O bilgileri gazetelerden kesip panoya yapıştırıyor. Ondan sonrada çocukların kahvaltısını hazırlayıp onları kaldırıyor.

Önce beyinlerini sonra karınlarını doyuruyor.   

Zaman zaman yaptığı bir şey değil bu. Birkaç gün, birkaç hafta, birkaç ay yada sadece birkaç yıl da değil.  Okula başladıkları günden üniversiteyi bitirdikleri güne kadar devam ediyor anne bu “kahvaltılık bilgi” eğitimine.

Bu annenin oğullarından biri devlet başkanı oluyor yıllar sonra.

Bu devlet başkanının kim olduğunu merak etmiş olabilirsiniz.

Adını buraya yazmayacağım.

Çünkü bu devlet başkanının kim olduğu önemli değil.

Önemli olan sizin çocuklarınızı sabahları nasıl doyurduğunuzdur.

Kahvaltı sofranıza neler koyduğunuzdur.

 

Daha da önemlisi kendini doyurmadan başkalarını doyurmayacağımız gerçeğini anlamak zorundayız.

Kendisi okumayan başkasına okuma emrini verirken ne kadar etkili olur.

Kendini eğitmeyen başkasını eğitirken zorlanmaz mı?

 

Hani hep biz büyükler gençlerden ve çocuklardan şikâyetçi oluruz ya! Adamın biri iş güç sahibi olamamış olan oğluna “Sultan Fatih senin yaşındayken İstanbul’u fethetti!” deyince, hazır cevap delikanlı “Fatihin babası senin yaşındayken Devlet yönetiyordu!” demiş.

 

“Anne babalar çocuklarınızı televizyonun esaretinden kurtarın!” demiyorum. Önce kendinizi televizyonun esaretinden kurtarın!

“Anne babalar çocuklarınıza mutlaka okuma alışkanlığı kazandırın!” demiyorum. Önce kendiniz okuma alışkanlığı edinmeye başlayın.

 

Anne babalar çocuklarınızı ellerinizle zehirlemeyin!

Ne bu dünyada ne de öteki dünyada bunun hesabını veremezsiniz!

 

Sait ÇAMLICA

Eğitimci - Yazar

 

www.saitcamlica.com

Yorum (0) Yorum yaz!

Kibir ve gururun pompalandığı bir dönemde çocuğuma tevazuu nasıl öğretebilirim?

Anne-baba olarak hatalarınızı kabul etmiyor ve daima kendinizi bir şekilde haklı görüyor, çevrenizi hep küçümsüyorsanız, çocuğunuzun egoist, bencil ve kibirli olmasına şaşırmayın.

Günümüzün kayıp değerlerinden biridir tevazu... Medeniyetimizin soldurduğumuz güllerindendir. Şöhretin, gururun ve bencilliğin yüceltildiği bir zaman dilimindeyiz. Peki, genç nesillere tevazu erdemini kim, nasıl öğretecek? Bugün pek çok konuda kavram kargaşası yaşadığımız ortada. Kibri, özgüvenli olmakla aynı kefeye koyuyoruz. Tevazuu da güven eksikliğinden kaynaklanan yetersizlik, pısırıklık ve korkaklıkla karıştırıyoruz. Hâlbuki tevazuun temelinde özgüven ve özsaygı vardır. İçi dışı bir olmak esastır. Kişinin kendi yeteneklerinin farkına varması; ancak bu yeteneklerini kendinden bilmemesi, kendisini olduğundan farklı görmemesi ve göstermemesidir. Kişinin kendisine ve ötekilere karşı dürüst olmasıdır.

En yalın tanımıyla alçakgönüllülük, gösterişten kurtulmanın adıdır, sadeliktir… Başarılarımız ve yeteneklerimizi nazara vermemedir, saf bir mahcubiyettir. Tevazu, iyi ahlakın, diğer güzelliklerini de kapsayan bir haslettir. Kötüye karşı muhafaza eden ve cehaleti örten emin bir perdedir. Tüm peygamberlerin söz ve tavır birliği içinde öğrettiği evrensel bir değerdir.

Tevazu üstünlük sahibi bir kişinin, bir şeylere rağmen, lütfettiği bir davranış biçimi değil, kişinin Yaratıcı’sına, kendisine ve diğer insanlara karşı, tabiiliğinin ve dürüstlüğünün bir göstergesidir.

TEVAZU EVDE BAŞLAR

Diğer güzel ahlak özellikleri gibi tevazu da evde başlar. Çocukların tevazuu da gurur ve kibri de öğrendikleri en önemli kaynak ebeveynleridir. Ebeveyn olarak bizim işimiz, saygılı ve sabırlı bir şekilde çocuklarımıza öğreticilik ve eğiticilik yapmaktır. Öncelikle çocuklarımıza “özel” olduklarını hissettirmeli, bununla birlikte, sahip oldukları tüm yeteneklerin de Allah’tan olduğunu işlemeliyiz. Yaratıcı’nın verdiği “potansiyel”in kullanıcısı olmaları, bir kibre ve farklılık mülahazası neden olmamalıdır. İç dinamiklerinin farkına varan mütevazı bir çocukta, ötekilerinin de güçlü yanlarını kabullenmek için bir güven gelişir. Kendisi matematikte iyi olabilir; ancak ötekiler de okumada, yazmada, sporda iyi olabilirler.

HATALARIMIZI KABULLENEBİLMELİYİZ

Ebeveynler olarak hatalarımızı kabullenebilmeliyiz. Hatalarımızı kabullenebilme, alçakgönüllülüğün en derin boyutlarındandır. Cahil, kibirli ve kaba bir kişi, hatalarının farkına bile varamaz. Oysa mütevazı kişilikler, bir hata yapabilecekleri düşüncesini bir lahza akıllarından çıkarmazlar.

ÖNCE EBEVEYNLER MÜTEVAZI OLMALI

Güzel ahlakı ve üstün değerleri çocuklarımıza öğretirken, ebeveynler olarak bizim de mütevazı olmamız gerekiyor. Nitekim tevazuu gerçekten öğretmenin yegâne yolu mütevazı davranmaktır. Eğitimde, hiç bir üstünlük mülahazasına girmeden, vaaz edici bir üslup takınmadan davranmak esastır. Ebeveynler olarak günlük hayatta, öğretilebilir anları yakalayıp, birer terbiye vesilesi olarak değerlendirebiliriz. Uzun uzun anlatmadan, küçük ve yerinde “soru”larla çocuklarımızın dikkat ve ilgisini konu üzerine çekebiliriz. Ses tonumuzdan, ruhsal duruma kadar pek çok unsur, anlattıklarımızı etkileyecektir.

ÇOCUKLARI GEREKSİZ KİBRE TEŞVİK ETMEMELİYİZ

Ebeveynler olarak, çocuklarımızı çoğu gereksiz, yersiz münasebetlerle övüyoruz, onları gurur ve kibre teşvik ediyoruz. Abartı ve özentiye kaçmadan çocuklarımızın başarılarıyla sevinmek ve onları güzel olana teşvik etmek ne kadar tabii ise, uygunsuz durumlarda uyarmak da o denli normal bir tutumdur. Önceliğimizin, mağrur, tatminsiz ve kırılgan çocuklar yetiştirmek değil, alçakgönüllü, sağlam karakterli ve sabırlı bireyler yetiştirmek olduğunu unutmamalıyız.

SAYGISIZLIĞI HOŞGÖREMEYİZ

Saygısızca söz ve davranışları hoş göremeyiz. Kibir ve gurur, çoklukla saygısızlık biçiminde ortaya çıkıyor. Kötü davranışlar ortadan kaldırılıp yerine güzel ahlak yerleştirilmezse, çocuklardaki kabalığın her geçen gün artarak süreceğinden hiç süpheniz olmasın. Bu konuda:

1. Çocuğunuzla “saygı çerçevesinde” konuşup, davranışlarınızla da güzel örnek olan bir “öğretici” olun.

2. Çocuğunuz saygısızca ve kibirlice sözler edip, davranışlar sergilediğinde, bunun yanlış olduğunu hatırlatın kendisine.

Çocuklarımıza kendilerini sorgulama, siygaya çekme yetisini kazandıralım. Çocuğumuz içsel gerçekliğiyle yüzleştikçe, dışa karşı duruşu da netleşecek ve kendini olduğundan farklı görmeye, göstermeye yeltenmeyecektir. Bunun için çocuğumuza yalnız kalıp kendisiyle yüzleşeceği zaman, fırsat ve mekân sağlayalım.

Çocuklarımıza gönüllü çalışma, ötekilere yardım etme alışkanlığı ile empati yeteneği kazandırıldığında insanlarla anlamlı ilişkiler geliştirecek, kendilerinin de insanlardan bir insan olduklarını kavramaları kolaylaşacaktır. Tevazuu, fıtratımızın bir parçası haline getirebilmek, ömür boyu alıştırmalar, gayretler gerektirebilir. Erken yaşlarda, çocuklarımızın gönül bahçelerine atacağımız tevazu tohumlarının ergenlik ve yetişkinlikte yeşerip boy atmaması, kalıcı olmaması için hiç bir neden yoktur.

ENGİN SEZEN-KANADA

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=5&hn=5894

Yorum (0) Yorum yaz!

Sabır Eğitimi

Çocuğunuzun duygularını “sabır”la eğitin!

Hiçbir çocuk anne-babanın “Biraz sabırlı ol!” demesiyle sabırlı olmaz. Çocuklara sabrı da öğretmek gerekir. Ama bunun için çocukların karşılarında ilk önce güzel bir örnek görmeleri lazımdır.

Sabır kavramının çocuk eğitimindeki rolü ve karakter gelişimine olumlu katkılarına yönelik yapılan bir araştırmada

ilginç sonuçlar elde edilmiştir. “Lokum Testi” adı verilen bir deneyde, 3-5 yaşlarında olan çocukların sabırları sınanmaktadır. Kendilerine lokum verileceği söylenen çocuklardan sabredip bekleyenlere ikişer lokum, bekleyemeyen ve sabırsızlık gösteren çocuklara ise birer lokum verilecektir. Her iki gruptan sabırsızlık gösterenlere bir lokum verilmekte ve onlar bir kenara çekilmektedir. İki tane lokum istediğini söyleyen grup ise kendilerini meşgul edecek bir şeyler bulmuşlar ve sonunda iki tane lokum almayı başarmışlardır. Her iki gruptaki bireyleri yirmi yıl takip eden uzmanlar, sabırsızlık gösteren çocukların ileriki yaşamlarında başarısı daha düşük, fazla kariyer sahibi olmayan, sosyal olarak da daha zayıf olduklarını tespit etmişlerdir. Sabır gösterip iki lokumu hak eden çocukların yirmi yıl sonraki yaşantılarında ise kariyerleri daha yüksek, insanlarla olan ilişkilerinde ise daha sosyal ve özgüven sahibi bireyler oldukları gözlenmiştir.

ANNE-BABANIN TAHAMMÜL SINIRI ÇOCUKLARI ETKİLİYOR

Birçok insan “ben tez canlıyım”, “çok paniğimdir”, “aniden parlarım” gibi birtakım duygu durumlarını, kendisinde yaratılıştan var olan ve hiçbir şekilde farklılaşmayacak bir kişilik özelliği gibi algılar. Bu algılamaları çocuklar da ebeveynlerini görerek ve taklit ederek öğrenirler. Yetişkin çağına geldiklerinde de; “babası gibi panik atak”, “annesi gibi aniden parlıyor” gibi bir kabullenmeyle karşılaşırlar. Oysa bu gibi duyguların eğitimi, beynin ilgili alanına sabrın öğretilmesiyle gerçekleşebilir. Küçük yaşlardan itibaren çocukların anne-babalarından, karşılaştıkları olaylara karşı soğukkanlı yaklaşımlar, tahammüllü davranışlar görmeleri sabır eğitimine olumlu katkılar yapacaktır. Sabırsız bir anne-babanın, çocuğuna “sabırlı ol, sabret” demesiyle çocuk sabırlı olmayacaktır. Kısaca ebeveynin tavır ve davranışları bu konuda çocuğu etkileyecektir, 0-6 yaş dönemi içinde çocuğa bu konuda verilecek eğitim önem arz etmektedir.

Başarısı düşük öğrencilerde sabırsızlık

Çabuk sinirlenen, kendisi dışındakilerin konuşmasına tahammül edemeyen ve bunun sonucunda onları anlayamayan, anne-babaların sıklıkla şikâyet ettikleri “dersin başına hemen oturup kalkan”, kendisine söylenen küçük bir eleştiride bile hemen cevap verme alışkanlığı olan, çabuk gerginleşen, bedenini ya da zihnini zorlayacak küçük bir aktivitede bile hemen pes eden çocukların, akademik yaşamlarında da başarılarının düşük olduğunu görürüz. Bir türlü düzenli bir ders çalışma planına bağlı kalamayan öğrenciler, çabuk sıkılmanın bir sonucu olarak bu davranışı sergilerler. Dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite gibi fizyolojik bir problemde, uzman yardımı alınmalıdır; ancak sabırsız ve çabuk sıkılan, zihnini biraz zorladığında pes eden çocuklar, “hiperaktif” olarak adlandırılmamalıdır. Bazı öğrenciler, belki iki üç tekrarla ya da göz gezdirmeyle öğrenebilecekleri bir dersi, sabredememenin vermiş olduğu sıkılganlıkla öğrenememekte ve öğrenilmiş çaresizlikle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bunun sonucu olarak da o derse karşı konsantre olamamakta ve kapıldıkları önyargılarla yapamayacaklarına inanmaktadırlar. Aslında bu durum, gizlenmiş bir sabırsızlık durumunun dışa yansıması olarak düşünülebilir. Bu yansıma, okul yıllarında ders başarısızlığı şeklinde kendini gösterirken, yetişkinlik döneminde ise eşine sabır gösterememe ve ayrılma, kısa zamanda birçok iş değiştirme, olumlu ve sağlıklı bir sosyal çevre edinememe şeklinde karşımıza çıkar.

Sabırlı bireyler yetiştirmede anne-babalara tavsiyeler

* Anne-babaların, yaşantılarında olumlu ya da olumsuz durumlara karşı aşırı tepki göstermemelerine çocuk şahit olmalıdır. Bu konuda eşlerin ev içerisinde birbirleriyle kurdukları iletişimin kalitesi çocuğu etkiler. Ani parlamalar ve anne-baba arasındaki ufak meselelerde meydana gelen yoğun tepkisel yaklaşımlar, çocuk tarafından taklit yoluyla öğrenilebilir.

* Çocuğunuzla süre tutma oyunları oynayabilirsiniz. Oyuncağını yukarıya kaldırarak üç dakika süreyle tutmasını isteyebilirsiniz. Tek ayak üstünde kaç dakika durabileceği ölçülebilir ya da karmaşık bir yap-boz oyununda yılmadan ufak parçaları birleştirmesi istenebilir.

* Küçük yaşlardaki çocuklar ben merkezci oldukları için isteklerinin hemen yerine gelmesini beklerler. Bu durum sabır eğitimine ilişkin olumlu kazanımlar sağlayabilir. Örneğin bizden bir şeyler istediğinde çocuğumuza “beklemesi gereken bir sürenin olduğunu” söyleyebiliriz.

* Büyükler başlamadan yemeğe başlanmayacağı çocuğa öğretilebilir. Evin büyüğü sofradan kalkmadan da kalkılmayacağı gibi davranışlar da sabır kazanımı açısından önemlidir.

* Akşam vakitlerinde tüm aile bireylerinin bir arada olduğu bir zaman diliminde yarım saat kitap okunması, bu duruma ebeveynlerin sabır göstermesi, yine sabır eğitimine katkı sağlayacaktır.

* Süreç yerine sonuca endekslenen anne-babalar da yine çocukların sabırlı olmalarına engel olmaktadır. Mutlak başarı bekleyen mükemmeliyetçi ebeveynlerin sabırsız olduklarını görürüz. Çocuğun ders çalışma sürecine ve gayretine çok önem vermezler; çünkü ortaya çıkacak sonuç, onların tatmin olma ya da olmama durumlarını belirler. Oysa asıl olması gereken amaç için ortaya konulmuş sabırlı gayrettir.

ERSİN TOKDEMİR, PSİKOLOJİK DANIŞMAN

Ailem, sayı: 238

Yorum (3) Yorum yaz!

Çocuklar Neden Yalan söyler?

Yalan söylemek toplumumuzda en çok yadırganan ahlaki zaaflardan birisidir. Bundan dolayıdır ki aileler kendi çocuklarının yalan söylemesi karşısında kaygılanır ve bazen de onlara ciddi manada tepki gösterirler.

Aslında çocuklar 5-6 yaşından önce genellikle gerçeklerle, gerçek olmayanı karıştırır ve hayallerini gerçekmiş gibi anlatırlar. Bu dönemde ailelerin “çocuğum yalan söylüyor” diye kaygılanmasına gerek yoktur. Ama bazı çocuklar bu evreyi de geçtiği halde yalan söylemeye devam ederler. Asıl dikkate alınması gereken bu süreçteki yalanlardır. 

ÇOCUKLARIN YALAN SÖYLEMESİNE NELER SEBEP OLUYOR?

Model kişilerin yalan söylemesi: Çocuk yalan söylemeyi çevresinden öğrenir. Özellikle çocuğun model aldığı kişilerin (ebeveyn, yakın akrabalar, arkadaşları vs.) yalan söylemesi çocuk üzerinde etki yapar. Telefonla konuşan annesinin, hasta olduğunu bahane etmesini duyan çocuk, bazen yalan söylenebileceğini öğrenir.

Çocuğun özgüveninin zayıflığı: Yalan söylemek aslında güçsüzlüğün, kendine güvenmemenin bir sonucudur. Çocuğun -yanlış dahi olsa- yaptığı davranışın sorumluluğunu üstlenemeyip yalan söylemesi, arkadaş grubu içinde kabul görmek için yalan söylemesi, ilgi çekmek için yalan söylemesi vs. tüm bunlar temelde yalan söylemekle özgüven eksikliği arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.

Baskıcı ve otoriter ebeveyn: Aşırı otoriter ve baskıcı ailelerde çocuk yalan söylemeyi bir çıkış olarak görebilmektedir. Zira ebeveyn, çocuğun yaptığı hatalara tahammül edemez ve çocuğunun en küçük hatalarını dahi cezalandırabilmektedir. Bu durumda çocuk, cezadan kaçmak için yalan söyleyebilmektedir.

Aşırı beklenti içinde olunması: Bazı ailelerin çocuklarından aşırı beklentileri olabiliyor. Çocuğunun sınavlarda zayıf almasını bir ölüm-kalım meselesi gibi gören ebeveyn düşünelim. Sınavda zayıf alan bir öğrenci bunu ailesine nasıl izah edecek? 

  
NELER YAPILABİLİR?

* Başta ebeveyn ve çocuk için model olan kişilerin çocuğun yanında kesinlikle yalan söylememesi gerekir.

* Çocuğa -her şeye rağmen- doğruyu söylemesi gerektiği tatlı bir dille anlatılmalıdır.

* Çocuk yalan söylediği zaman hemen cezalandırılmamalı. Niçin yalan söylediği araştırılmalıdır.

* Çocukların çok fazla sıkıştırılıp yalana başvurmaları engellenmelidir. Çocukların yaptığı hatalara empatiyle yaklaşılmalı ve bu hataları yapıcı bir şekilde düzeltme yoluna gidilmeli.

* Çocuk ve gençlerden yapamayacakları şeyler istenmemeli.

* Özgüven eksikliğinden kaynaklanan yalanlara karşı en yapıcı önlem çocuğa, özgüvenini kazanması için yardım etmektir

Kategoriler

Kategoriler

dk develi kayseri

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

10/5/2008 · Kategori: GELECEK

 

 

ANNE-BABA SEVGİSİNİN ÇOCUĞUN ÖZGÜVENİNDEKİ ÖNEMİ

          Hiç düşündünüz mü çocuklar neden bali çeker yada eroyin vb. şeyler? Dilerseniz görünce korkarak kaçtığımız o çocukların o gençlerin yanına gidince bir kaç dakika sohbet edin. O zaman şu anlaşılıyorki anne-babasına sımsıkı sarılıp da onları koklayamayan çocuklar çareyi bu tür şeylerde arıyor. akşamları köprü altında okadar derinden çekiyorlarki baliyi, keşke diyorler belki keşke annem babam olsada onlara sarılsam onları koklasam.

         Evet bazen çocuklarımızın bizden çok şeyler istediğini düşünürüz belki ama onlar sadece sıcacık bir kucak bir nefes yürekten gelen bir "seni çok seviyorum yavrum" sözüdür.

         Çocuklarımızın maddi ihtiyaçlarını karşılarken bunların yanında manevi ihtiyaçlarınıda göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyorum. Babasının işinden dolayı onu pek fazla göremeyen çocuğu bir gün babasına sorar: baba aylık kaç para alıyorsun? x lira. Peki günlük ne kadara denk geliyor? y lira. Peki saati kaç paraya denk geliyor? z lira. Ne oldu oğlum söylesene neden bunları soruyorsun?  Çocuk harşlıklarından biriktirdiği bir miktar parayı cebinden çıkarıp şunu alıp sadece benim için beş dakikanı ayırırmısın, der.

        Bazen bunu farketmeden çoğumuz yapıyoruz, ailemiz için gereken vakti onlara ayırmıyoruz. Sonra da diyoruz ki benim çocuğumun neden kendine güveni az. işte bunun esas sorumlusu biziz.

        Bir anne-babanın çocuğuna verebileceği öz güveni ve sevgiyi kimse onlar kadar veremez. Bir insanın üç öğün yemek yemeye ihtiyacı olduğu gibi  beş defada kucaklanmaya sevildiğini söylenmeye ihtiyacı vardır.

       Onlara bu fadakarlıkları yapmakda oldulça bonker olmamız gerektiğini düşünüyorum

mübah olmaları gerekir.

Sonuç olarak, kumar amacı olmaksızın sadece dinlenmek, eğlenmek ve zevk için oynanabilen oyunların da mübah olabilmesi için dört şart öngörülmüştür: Oyun;

a. Namazın geçmesine veya gecikmesine yol açmamalı.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

8/5/2008 · Kategori: siyaset politika

Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

içimdeki alev, gözlerimdeki bakış dinmeyen susuştu sevmek istedim seni, sevdim bitmedi, bitmeyecek, bitmemeli...
<****** id=cboxmain style="BORDER-RIGHT: #f6f3e0 1px solid; BORDER-TOP: #f6f3e0 1px solid; BORDER-LEFT: #f6f3e0 1px solid; BORDER-BOTTOM: #f6f3e0 1px solid" name=cboxmain marginWidth=2 marginHeight=2 src="http://www3.cbox.ws/box/?boxid=2775255&boxtag=5315&sec=main" frameBorder=0 width=160 height=305 allowTransparency>
<****** id=cboxform style="BORDER-RIGHT: #f6f3e0 1px solid; BORDER-TOP: 0px; BORDER-LEFT: #f6f3e0 1px solid; BORDER-BOTTOM: #f6f3e0 1px solid" name=cboxform marginWidth=2 marginHeight=2 src="http://www3.cbox.ws/box/?boxid=2775255&boxtag=5315&sec=form" frameBorder=0 width=160 scrolling=no height=75 allowTransparency>

Kategoriler

  • Dua
  • edebiyat
  • eflah
  • Haya
  • siir

    Arkadaşlarım

  • Hakkımda

    içimdeki alev, gözlerimdeki bakış dinmeyen susuştu sevmek istedim seni, sevdim bitmedi, bitmeyecek, bitmemeli...
    <****** id=cboxmain style="BORDER-RIGHT: #f6f3e0 1px solid; BORDER-TOP: #f6f3e0 1px solid; BORDER-LEFT: #f6f3e0 1px solid; BORDER-BOTTOM: #f6f3e0 1px solid" name=cboxmain marginWidth=2 marginHeight=2 src="http://www3.cbox.ws/box/?boxid=2775255&boxtag=5315&sec=main" frameBorder=0 width=160 height=305 allowTransparency>
    <****** id=cboxform style="BORDER-RIGHT: #f6f3e0 1px solid; BORDER-TOP: 0px; BORDER-LEFT: #f6f3e0 1px solid; BORDER-BOTTOM: #f6f3e0 1px solid" name=cboxform marginWidth=2 marginHeight=2 src="http://www3.cbox.ws/box/?boxid=2775255&boxtag=5315&sec=form" frameBorder=0 width=160 scrolling=no height=75 allowTransparency>

    Kategoriler

  • Dua
  • edebiyat
  • eflah
  • Haya
  • siir

    Arkadaşlarım

  • Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

    « Önceki :: Sonraki »